Yardım kalma

İletişimde Kalma. Ürün Yönetimi bölümünden COVID-19 hakkında özel not: Her geçen gün daha fazla okul tamamen çevrimiçi kurslara taşınırken ekibimiz, önemli ölçüde artan trafiğe hazırlanılmasına yardımcı olmak için birkaç öncelikli altyapı tedbiri almaktadır. Sorunsuz bir hizmet sunmak için yakından izlemeye ve ... Yarım Kalan Aşklar izle, İdealist gazeteci Ozan, kendisi gibi gazeteci olan Elif ile evlenmek üzeredir ve bir trafik kazasıyla herşey değişir. İlk Yardım Kene çıkarmak. Her zaman tehlikeyi büyük hayvanlardan beklemeyin. Kene gibi küçük bir hayvan hakkınızdan gelebilir. Doğada zaman geçirdiğinizde düzenli aralıklarla koltuk altı kulak arkası ve saç dipleri gibi az görülen yerlerinizi kontrol ediniz. Pantolon paçalarınızı çorabınızın içine sokarak tehlikeyi ... With Cihat Suvarioglu, Burak Deniz, Dilan Çiçek Deniz, Tolga Saritas. Idealist journalist Ozan is about to marry Elif who is a journalist like himself. Ozan, whose eyes are known for his black journalism, pursues a mysterious and difficult news. The happy picture in the life of the couple, who love each other insanely, will end in a terrible event: Ozan loses his life by a traffic accident. Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. Blu TV'de 10 Eylül'de yayımlanmaya başlayan Yarım Kalan Aşklar dizisinin 2. bölüm fragmanı da sevenlerne sunuldu. Dilan Çiçek Deniz ve Burak Deniz'in başrollerinde yer aldığı Yarım ... Idealist journalist Ozan is about to marry Elif who is a journalist like himself. Ozan, whose eyes are known for his black journalism, pursues a mysterious and difficult news.

sanayideki pedofili oruspu

2020.09.14 13:38 erhanmj sanayideki pedofili oruspu

şimdi gençler ben normalde öğrenciyim ama amcam geçen günlerde ısrar etti gel çalış diye gittim makine de plastik basıyorum saat gece 2 3 e kadar işim sürecek belli ordaki bi abinin de oğlu var hep bir piçlik peşinde çocuk daha 15 yaşında bu arada neyse babasından 10 tl istedi adam ne yapacan oğlum diyince de acıktım yemek felan yiyecem dedi daha 3 saat önce öğle yemeğini yedi piç neyse sonra dışarı gitti kayboldu bi 20 dk sonra geldi benden de 5 tl istedi bende çalıştığım için altta ince şort üst yok şortun da cebi yok makine hammadeyi eritmesi lazım onun sıcağı yanımda fırın var bide adana aq ölüm yani direk neyse dedim git benim cüzdandan al dedim aldı gitti bunun babası 2 3 saat sonra eve gitti işi bitince ben geceye kadar çalışacam daha aq oğlu onunla gitmedi ama dedi ben abiye yardım edecem felan babası da tamam geç kalma dedi gitti adam çok iyi birisidir severim kendisini ben bu piçe git cüzdan dan para al bana kola getir dedim gitti aldı geldi dışarıya bakıyor durmadan bende sıkıntıdan bakıyor sanıyodum aq bi an da kulakları dikildi aşşağıya fırladı bende siklemedim banane aq diye aradan bi 10 dk felan geçti önümde makine var ona rağmen aşşağıdan inleme sesi geliyor dedim kim kimi sikiyor aq aşşağı bi indim sanayinin oruspusunu sikiyor bu piç kadın da bi bira ya da sigaraya direk veriyor bu piçte sigara almış o paralarla bide bende habersiz 20 tl daha almış cüzdandan gittiğimde 2. postayı atıyor hemen yanımda duran kayış gibi bişeyle bunların arasında bi girdim bu çocuğa 4 5 kere vurdum çocuk yukarı uçtu direk kadını da tekmeleye tekmeleye dışarı attım aq pedofilisi çocuk daha lise 1 aq gelmiş çocukla sikişiyor bunu dövdüğümü gören adamlar koştu tuttu beni hemen kadında polisi arayın diyo dedim arasana pedofili oruspu çocuğu herkes diyo ne oldu felan diye bende çocuğu göstererek onla sikişirken bastım dedim aq evlatları garipsemedi olabilir felan diyor dedim dalgamı geçiyonuz aq siz daha çocuk. lan erkek adamdır felan diyorlar sanayinin oruspusu dediğim kadını da tarif edim ismi sinem ama siyah saçlı sabahtan akşama kadar sanayide en az 20 kişi kayıyor buna lağam gibi aq baktım fırıncı abi beni sever hemen polisi aramış polis 30 dk sonra geldi dedi olay ne aşşağıya indim abi dedim böyle böyle onlar da umursamadı gittiler bende daha fazla sinirlendim çıktım yukarı kayışla 10 dk daha dövdüm o çocuğu sonra tuttum kolundan babasına verdim o da dövdü adam oğlu okusun diye sanayide çalışıyor 47 yaşında hala piçlik peşinde bu ibne de gece 2 3 gibi eve dönüyordum yürüyerek işim anca bitti bi baktım o oruspu bu kez ordaki serserilerle oynaşıyor beni de tanırlar hepsi çocukluğumdan beri orda takılıyorum çünkü birisini çağırdım dedim bu pedofili oruspuyu sabaha kadar sikin alın bu da dükkanın anahtarı sabah ben gelmeden etrafı temizleyin bunu götürdüler dükkana 4 5 kişi sabah dükkana gittim etrafı temizlemişler süpürmüşler fırını felan takmışlar kahvaltı hazırlamışlar beni bekliyorlar dedim hayırdır ne bu diye onlar da abi dükakanını gece kullandık bizde sana iyilik yapalım dedik felan dediler kadını uyandırıp gönderdiler bana pis pis bakarak gitti çocuklara dedim para felan vermediniz demi yok abi zaten gelen giden çakıyor günde 1800 e yakın kazanıyor ne verecez felan dedi ben o parayı 20 günde felan alıyordum o günden beri benim dükkanın önünden geçmez o alt katta çalışan abi de gelip amcama bişey anlatmayım diye felan yalvarıyor işten kovar beni felan diyor dedim abi öyle bişey yaparmıyım o senin çocuğun itliği merak etme kulağına gitse bile birşey yapmaz diye bu da böyle bir anımdır
submitted by erhanmj to KGBTR [link] [comments]


2020.08.23 16:09 biajansnet Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları Dijital Reklam Ajansı


Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça sorulan sorular için sayfayı aşağıya kaydır. Google’da insanların en çok sordukları soruları ele alarak cevap vermeye çalıştık. Biajans.NET olarak umarım sorularınıza yanıt olmayı başarmışızdır. Bu arada sorunuzun cevabı aşağıda yer almıyorsa bize mail atabilir yada Whatsapp üzerinden sorunuzu sorabilirsiniz.

WEBSİTEM YOK REKLAM VEREBİLİR MİYİM?

Evet verebilirsiniz. Reklam denildiğinde genellikle akla gelen Google Ads (Adwords) reklamları oluyor. Fakat reklamlar Google Adwords’den çok daha fazlası. Günümüzdeki teknoloji ile bugün sosyal medya üzerinden de reklam vermek mümkün. Eğer bu soruyu soruyorsanız muhtemelen websiteniz yoktur. Websitesi olmayanlara tavsiyem websitesi açmak yerine diğer reklam türleri ile başlamak olur. Örneğin; Facebook reklamları. Facebook büyük bir kitle ile reklam verebileceğiniz insanları demografik, yaş, cinsiyet, eğitim vs. gibi bir çok özelliğe göre kitlelere bölebileceğiniz, geniş bir reklam ağıdır. Üstelik Facebook reklam hesabınız üzerinden instagram içinde reklam verebilirsiniz. Sosyal medyada reklam hesabı oluşturup nasıl reklam verilir? Daha detaylı öğrenmek için aşağıdaki bağlantıları kontrol edebilirsiniz.
İnstagram’da nasıl reklam verilir? Facebook’da nasıl reklam verilir? Youtube’da nasıl reklam verilir?
Sıkça Sorulan Sorular: Websitem yok reklam verebilir miyim?

GOOGLE'DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN NE YAPILIR?

Aslında bu websiteniz üzerinde nasıl çalıştığınıza bağlı olarak değişiklilik gösterir. İnternet sitenizin öncelikle arama motorlarına uyumlu bir şekilde hazırlanması gerekir. Sitenize ziyaretçi gelmesini istiyorsanız önce arama motolarının websitenizi sevmesi gereklidir. Web siteniz doğrudan erişimin dışında diğer kaynaklardan da ulaşılabilir durumda olmalı. Örneğin; bir başka web sayfasından yönlendirme, sosyal medyada etkinlik, blog ile desteklemek, backlink ve site içi site dışı bir çok çalışma gerekir. Bunu sağlamak için Google web araçları etkin kullanılmalıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da Üst sıralara çıkmak için ne yapılır?

GOOGLE'DA ARAMA SONÇLARINDA SİTEM GÖZÜKMÜYOR!

Sorunun birden fazla sebebi olduğunu hemen hemen herkes bilir. Başlıca sorunlardan birisi doğru yapılandırılamamış olmasından ve yetersiz kalmasından dolayı Google sizi indexleyemiyor olabilir. Web tasarımcılarının bir çoğunun bazen eksik yaptığı veya websitesinde eksik bıraktığı taraflar olur. Örneğin; sitenizin içeriklerini eksiksiz girse bile optimizasyonu yarım bırakabilir. Bunu sorgulayamazsınız çünkü Google optimizasyon işlemi uzmanlık ve bilgi gerektirir. Özetle bütçenize ve web tasarımcınızın profesyonelliğine kalmıştır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da arama sonçlarında sitem gözükmüyor!

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN WEB SİTENİZİN OLMASI GEREKİR Mİ?

Kendinize ait site oluşturmak istemiyorsanız, sosyal sayfalardaki ( Facebook, İnstagram gibi ) açacağınız tanıtım sayfaları yada e–ticaret hizmeti sunan kuruluşların bünyesinde oluşturacağınız dükkan bölümünüze ait linklerle bağlantılı reklam çalışması yapılabilir.
Bu süreçte sunacağınız ürün ya da hizmetlerin niteliklerini belirlemeli, ulaşmak istediğiniz hedef kitle ve reklam bütçenizi ayarlayarak, Google çalışma ortağı bir ajansla yola çıkmanız hedeflerinize çok daha hızlı ulaşmanızı sağlayacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için web sitenizin olması gerekir mi?

FACEBOOK’TA REKLAM VERMEYE NASIL BAŞLANIR?

Facebook reklamlarına bir ajans yada kendiniz-kişisel olarak başlayabilirsiniz, biajans.net uzman ekibi ile büyük ve küçük her türlü işletmenin dijital pazarlama, reklam faaliyetlerini ve hesap yönetimini sağlamaktadır.
Facebook reklamlarına biajans ile veya firma içinde kişisel yönetimiyle başlamak için temel ihtiyaçlarınız şunlardır.
Facebook sayfanız olmadan reklam verilemez, eğer Facebook sayfanızı instagram hesabınıza da bağlarsanız Facebook üzerinden Instagram reklamlarını da yönetebilirsiniz.Facebook reklam hesabınızla kampanyalar oluşturabilir, reklam setleri ayarlayabilir ya da yeniden hedefleme reklamları açabilirsiniz.
Facebook ile sadece metin odaklı reklamlar verilememektedir, reklamlarınızın doğru çalışması için en az 1 fotografa ya da 1 videoya ihtiyacınız olacaktır.Biz Facebook reklamları için videoların kullanılmasını öneriyoruz, bu sayede reklamlarınızdan daha fazla verim ve istatistik elde edebilirsiniz.
Sektörünüz yada ürününüzle ilgili hedef kitleyi iyi tanımalısınız ve detaylı hedeflemelerde daraltmaları kullanarak daha iyi hedeflemeler yapmalısınız.
Amaçlar ve tanımlar iyi yapılmış olmalı, hedef kitlenizi iyi seçtikten sonra kampanya türünüzü en iyi şekilde ayarlamalısınız, trafik reklamları ile ilk öncelik satış olmayacaktır, aynı şekilde marka bilinirliği reklamları ile doğrudan bir trafik artışı beklenemez, hedef kitle ve firmanın reklam amacına göre reklam türünüzü iyi optimize etmelisiniz.
Facebook Pixel veri takip kodunun web sitenize entegre edip doğru çalışmasını sağlayarak tıklama başına maliyetler gibi parametrelerinizi takip edebilirsiniz.
Not: Bu konu hakkında daha fazla bilgi almak için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? adlı yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook’ta Reklam Vermeye Nasıl Başlanır?

İNSTAGRAM REKLAMLARINI NASIL VEREBİLİRİM?

İnstagram Reklamlarını Facebook üzerinden oluşturuyoruz. Başlamak için, Facebook’un reklam yöneticisi bölümüne gidin ve “oluştur ” seçeneğine tıklayın. Tabi bir Business hesabınızın olması gerekiyor.
Yapmanız gereken ilk şey, reklam verme amacınızı seçmektir. Reklam verme amacı, potansiyel müşterileriniz reklamınızı gördüğünde yapmasını istediğiniz eylemdir.
Ya da Sadece marka bilinirliğinin arttırılmasını mı istiyorsunuz ?
O zaman marka bilinirliği seçeneğini seçmelisiniz.
Satış mı yapmak istiyorsunuz ?
o zaman dönüşüm reklamları arasından bir seçenek seçmelisiniz.
Müşterilerinizin form mu doldurmasını istiyorsunuz ?
Yanında bir huni amblemi olan potansiyel müşteri bulma yani form reklamlarını seçmelisiniz.
Tam olarak hangi eylemleri yapmak istediğinizi düşünün ve bu hedefi reklam oluştururken seçin.
Daha detaylı bilgi edinmek için; İnstagram Reklamları isimli sayfamıza bir göz atın.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklamlarını nasıl verebilirim?

REKLAMLARIMIN GOOGLE’DA 1. SIRADA OLMASINI NASIL SAĞLAYABİLİRİM?

Ortalama olarak, arama sonuçlarının ilk sayfasında veya üst kısmında gösterilen reklamlar, diğer arama sonuçları sayfalarındaki reklamlara kıyasla çok daha fazla tıklama alır. Google Ads, reklamların bu değerli konumlarda gösterilmesini sağlamak için teklifleri belirlerken kullanabileceğiniz tıklama başına maliyet (TBM) teklif tahminleri sağlar.
Bu makalede ayrıca ilk sayfada görünme, sayfa üstünde görünme ve ilk konum teklifi tahminleri ve bunların nasıl bulunacağı açıklanmaktadır.

Teklif tahminleri hakkında

Bir arama sorgusu anahtar kelimenizle tam olarak eşleştiğinde reklamlarınızın arama sonuçlarının ilk sayfasında gösterilmesine yardımcı olmak için, Anahtar kelimeler sekmesinde 3 tür teklif tahmini vardır.
İlk sayfa teklifi tahmini: reklamın, arama sonuçlarının ilk sayfasında herhangi bir yerde gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
Sayfanın üstünde görünme teklifi tahmini: Reklamın, ilk sayfadaki arama sonuçlarının üstünde yer alan reklamlar arasında gösterilmesi için belirlemeniz gereken tahmini teklif tutarıdır.
İlk konum teklifi tahmini: Reklamınızın ilk reklam konumunda gösterilmesi için ayarlamanız gereken tahmini teklif tutarıdır.
Kaynak: Google Ads Yardım
GOOGLE’DA REKLAM VERMEK İSTEYENLER İÇİN 10 İPUCU
Sıkça Sorulan Sorular: Reklamlarımın Google’da 1. sırada olmasını nasıl sağlayabilirim?

GOOGLE’DA ÜST SIRALARA ÇIKMAK İÇİN SEO MU YOKSA GOOGLE ADWORDS MÜ?

Bu aslında sizin ne kadar aceleniz olmasına bağlı olarak tercih meselesidir. Yani kısaca anlatmak gerekirse, eğer yeni başlamış ve 1 yıl sonrası için bir satış yada hizmet planınız varsa bu 1 yıl için reklam vermeniz çok bir şey değiştirmez. 1 yıl boyunca SEO ile web sitenizi destekleyebilir ve sonrasında zamanı geldiğinde reklam verebilirsiniz.
Bir diğer yoldan siteniz aktif ve hizmet veren bir web sitesiyse ve organik aramalarda google’da çok gerilerdeyseniz potansiyel müşterileriniz size ulaşamaz. İşte burada da Adwords devreye giriyor. Yani SEO yapılmamış bir sitenin alt yapısı çok sağlam olmadığından senelerce hizmet vermiş olsun yinede google’da 1.sayfaya gelemez böyle bir durumda reklam vermek en mantıklı yoldur.
Bir diğeri ise ikisi bir arada, yani hem SEO hemde Adwords ile ilerlemek. Bu en çok önerdiğim yoldur. Çünkü Google’da reklam verirken bile, örneğin seçtiğiniz anahtar kelimeler bile sayfanızda yer almıyorsa kalite puanınız düşer. Yine aynı zamanda doğru açılış sayfalarınız yoksa seçtiğiniz anahtar kelimeyi mecburen aanasayfaya yada en yakın olan bir sayfaya yönlendireceksiniz ve buda adwords için alakasız olacaktır, kalite puanınız düşecektir. Bu arada Adwords’de kalite puanının düşük olması rakiplerinizden daha fazla para harcayarak reklam vermeniz anlamına gelir.
Ayrıca her zaman reklam verecek bir bütçeniz olmayabilir. Haftanın 3 günü reklam verdiğinizi düşünürsek geriye kalan 4 gün Google’da kaybolucaksınız. Yani görünmeyeceksiniz. Tabi SEO’nuz yoksa!
Konuyu daha kapsamlı anlattığım yazımalarıma bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu SEO Anahtar Kelimeler Nelerdir? Sayfa İndirme Hızı Neden Önemli?
Sıkça Sorulan Sorular: Google’da üst sıralara çıkmak için SEO mu yoksa google Adwords mü?

WEB SİTEM KAÇ GÜNDE HAZIR OLUR ?

Web sitem kaç günde hazır olur? Web sitesi yaptırırken neler istediğinize bağlı olarak bu süre değişir. Örneğin tek seferlik bir site kurulumu (Sadece site kurulumu ve içerikleri girme) ortalama max 7-8 gün sürer. Fakat siteye SEO yapılacak mı? Reklam hesapları kurulacak mı? Sosyal medya hesap kurulumu-paylaşım planlama-yönetimi, backlink özel tasarım, Logo, Kurumsal kimlik oluşturma gibi bir çok şey sitenin yapılma süresini uzatır. Örneğin bir SEO yaptırmak istediğinizde aslında yukarıdaki her şeyi istemiş oluyorsunuz. Ve SEO en kısa süre olarak 6 ayda tamamlanıyor.
Peki 6 ay boyunca site kullanılmayacak mı? Tabiki kullanılacak site 1 hafta içinde kullanıma açılıyor. Sadece Google’da değerli bir konuma gelmesi, yani potansiyel müşterilerin sizi görebilmesi en az 6 ay sürüyor.
Yani kısacası düz bir sitenin tamamlanması en geç 7 gün sürer diyerek sorumuzu yanıtlamış olalım.
Sıkça Sorulan Sorular: Web sitem kaç günde hazır olur ?

İNSTAGRAM REKLAM FİYATLARI NEDİR?

İnstagram reklam fiyatları talepleriniz ve rekabetinize göre değişiklik gösterir. Bu sizin ne kadar rekabete gireceğiniz ve ne kadar kişiye gösterim yapacağınıza bağlı olarak değişir. İnstagramda reklam verirken belirleyeceğiniz tarihler yine bu fiyatı değiştirir. Yada süresiz yayınlamak gibi.
Mesela bir reklam oluşturup günlük 50 tl bütçe vererek ve süresiz yayınla diyerek reklamınızı oluşturdunuz. Bu reklam 50 tl günlük olarak her gün yayınlanacaksa aylık sizin reklam bütçeniz 1550 TL olur. Bunu aylık değilde sadece hafta sonları yayınlamak haftalık 100 TL harcamanızı sağlar. Tabi bunun yanı sıra verdiğiniz rakam karşılığında gösterim sayınızda düşü yada artış olabilir.
Google ads’de olduğu gibi Sosyal medya reklamlarında da gösterim başına ücret ve rekabet vardır. Doğru kitleyi seçmediğiniz taktirde belirlediğiniz rakamı harcarsınız fakat sitenize tıklama yada telefonunuza arama alamazsınız. Buda sizi zarar ettir.
Eğer instagram’da reklam vermek istiyor ve reklam konusunda tecrübesizseniz kendi başınıza vermemenizi bir uzman ile çalışmanızı tavsiye ederim.
İnstagram Reklamları sayfamızı inceleyerek daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: İnstagram Reklam Fiyatları nedir?

REKLAM VERMEK İÇİN NE YAPMALI?

Reklam vermeden önce karar vermeniz gerekiyor. Peki neye?
Tabiki reklamı nerede vereceğinize. Gogole Adwords’de mi? Yoksa sosyal medyada mı?
Buna karar verdikten sonra ise gerekli kaynaklara sahipmisiniz? Websiteniz varmı? Reklam vermeye müsait sayfalar var mı? Yada Sosyal medya hesap profillerimin durumu ne?
Reklam vermek kolay gözükebilir ama bir çok etken verdiğiniz reklamın kalitesiz olmasını sağlayabilir. Örneğin Adwords’de bir reklama çıktınız Ads’de ki anahtar kelimelerinizin web sitenizde olmaması kalite puanınızı düşürür. Ve kalite puanınızın düşmesi, rakiplerinizden daha fazla para harcayarak aynı yerde bulunmanızı sağlar. Öte yandan insanlar reklama tıkladıktan sonra açılan bir sitenin görünümüne açılma hızına bakarlar doğru sayfada olup olmamaları müşterilerinizin kararlarını değiştirir. Örneğin geç açılan bir site için potansiyel müşterileriniz beklemez zaman onlar için olduğu gibi hepimiz için önemlidir ve internette hızlı gezinebildiğimiz bir zamanda sitenizin yavaş açılmasına kim sabredebilir ki?
Yukarıda anlattığım bir kaç benzetme reklam vermeden önce düşünmeniz gerekenlerdi. Şimdi “Reklam vermek için ne yapmalı?” sorusuna gelelim..
Diyelim ki reklam vermek için hazırsınız. Ve kararlısınız.
Reklam vermek için bir uzman ile çalışmanız gerekiyor. Eğer bu konuda tecrübeniz yoksa büyük geri dönülmez hatalara sebebiyet verebilirsiniz. Reklamı kendiniz vermek istiyorsanız eğer, bununla ilgili makaleler okuyup videolar izlemeniz gerekiyor. Hatta kursa giderek bir sertifikasyon programına girmeniz gerekli bunu bir meslek haline getirmeniz gerekiyor.
Ve sonrasında da yapmakta olduğunuz hale hazırda ki işinizi bırakabilirsiniz artık reklam uzmanısınız. 🙂
İşin espirisi bir kenara insanlar reklam için bir uzman kiralamak yada bir ajans ile çalışmayarak reklamı küçümseyip bende yapabilirim diyor. Ve yapıyor’da fakat yapabildiği tek şey videolarda izlediği gibi bir reklam kampanyası oluşturmak. Fakat reklam bütçesi eksilirken müşterisi reklamdan gelmiyor.
Genel bir istatistiğe göre küçük işletmelerin %67 si önce reklamı kendi veriyor ve sonrasında bir ajans ile çalışmaya başlıyor.
Sıkça Sorulan Sorular: Reklam vermek için ne yapmalı?

NASIL İLK SAYFADA ÇIKABİLİRİM?

İlk sayfaya çıkabilmenizin bir den fazla yolu vardır. Sitenizin google’ın istediği gibi yayınlanması bunların en başında geliyor. Bu çok kapsamlı ve detaya giren bir konu. Örnek vermek gerekirse, İlk sayfaya çıkmanızı sağlayacak en önemli olay SEO’dur. SEO olan bir sitesi doğru seo yapılmasıyla birlikte zamanla ilk sayfaya çıkabilir.
Bir diğer yol ise Google Ads ile ilk sayfaya reklam olarak çıkabilirsiniz. Bu SEO’ya göre daha az zaman içinde 1 sayfaya çıkmanızı sağlar. Fakat reklam bütçenizin bitmesi ile 1 sayfada kalma sürenizde dolar.
Bu sebepten en iyi yol SEO ile 1 sayfaya çıkmaktır.
Dilerseniz aşağıda ki bağlantılara tıklayarak konuyla alakalı içeriklerimizi inceleyebilirsiniz.
Google’da Reklam Vermek İsteyenler için 10 İpucu Dijital Reklam Ajansı Nedir? Seo Anahtar Kelimeler Nedir?
Sıkça Sorulan Sorular: Nasıl İlk Sayfada Çıkabilirim?

WEB TASARIM NEDİR?

Web tasarımı, web sitesinin arama motorlarında erişilebilirliğini sağlayan, ana hatları ile kişi ve kurumları, ürün ve hizmetleri tanıtan grafik ve metinlerin bir araya geldiği kaliteli bir çalışmadır. Web tasarım nedir? denildiğinde kısaca kişi ve kurumların dijital ortamda görünen yüzü denilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Nedir?

GOOGLE ADWORDS NEDİR?

İnsanlar Google’a bir çok şey sorarlar.. Örneğin; Google Adwords nedir? yada Çengelköy’de Pizza gibi aramalar yaparlar. Bu kelimelere reklam verdiğinizde ise bu soruyu soran kullanıcının karşısına, reklamınız sayesinde sizin siteniz gösterilir. Anahtar kelimeler örnekti. Bunu kendi sektörünüz kendi hizmetlerinize göre değişen anahtar kelimeler ile kendinize göre ayarlayabilirsiniz. Örneğin bir rent a car hizmeti veriyorsanız ve üsküdar’da hizmet veriyorsanızı reklam Adwords’de reklam verirken “Üsküdar’da araç kiralama” anahtar kelimesini eklediğinizde google bu kelimeyi yazan üsküdarda araç kiralama arayan kullanıcılara reklamınız gösterilir.
Yani kısacası, Google Adwords, Google aramalarda ve haritalarda işletmenizin sunduğu ürün veya hizmetlerin kullanıcılara daha kolay ulaşabilmesini sağlayan bir internet reklamcılığı sistemdir.
Sıkça Sorulan Sorular: Google Adwords Nedir?

WEB TASARIM NEDEN ÖNEMLİDİR?

Web tasarım önemlidir. Çünkü düzgün ve kaliteli tasarlanmış bir web sitesi kullanıcıların gözünden bakıldığında zaman geçirmek için kayda değerdir. Ayrıca web tasarımı sadece kullanıcı açısından değil google içinde çok önemlidir. Sitenize puan verir ve index değerinizi hızlandırır. Doğru yapılmış bir tasarım ile hem masaüstü bilgisayarlarda hemde telefon, tablet gibi diğer mobil cihazlarda duyarlı çalışır.
Yani aslında web tasarım yaparak markanızı kullanıcılara ve Google kimlik olarak imaj olarak algılattırır.
Sıkça Sorulan Sorular: Web Tasarım Neden Önemlidir?

RESPONSİVE TASARIM NEDİR?

Responsive duyarlı anlamına gelmektedir. Yani kısacası web sayfanızın bilgisayarlardaki görüntüsünün bozulmadan tablet, telefon gibi mobil cihazlarda da aynı kalitede ufaltılmış duyarlı halidir.
Sıkça Sorulan Sorular: Responsive Tasarım Nedir?

SEO'NUN FAYDALARI NELERDİR?

Aslında bu soru çok genel ve uzun cevaplara dayanıyor. Fakat kısaca anlatmak gerekirse Seo 7/24 ücretsiz reklam vermek gibidir.
Google ads ile reklam vererek 1. sayfa da yer alabilirsiniz. Ama bunun için ödeme yapmanız gerekmektedir.
Fakat SEO ile hazırlanmış veb sitesi çalışma yaptığınız anahtar kelimelerde Google’da 1. sayfada ücretsiz ve kesintisiz olarak gösterilirsiniz.
Tabi SEO uzun vadede devamlılık gerektiren bir yoldur. Minimum 6 ay seo çalışması ile belirlenen çalışılmış kelimelerde yükselirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: SEO’nun faydaları nelerdir?

SOSYAL MEDYA YÖNETİMİ NEDİR?

Sosyal medya yönetimi; Dijital ortamda sayfa ve hesapların kullanılırken bunun nasıl olması gerektiğini, nasıl yollar izleneceğini, herhangi bir durum karşısında hangi yöntemlere başvurulacağını, marka tanıtım ve yönetimlerinin nasıl olması gerektiğini ve tüm bunların düzenli ve uyumlu bir şekilde yönetilmesine verilen addır. Sosyal medyanın günümüzde sahip olduğu yer çok güçlüdür.
Hedef kitle belirleme sosyal medya yönetimin en önemli noktalarındandır. Yaş aralığı, cinsiyet, ilgi alanları belirlenen kitlenin bilinmesi gereken unsurlarındandır. Hedef kitlenin ilgisini çekmek adına anket yapılabilir. Ve hatta özel günlerde verilen hediyelerle birçok kişi çekilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular: Sosyal Medya Yönetimi Nedir?

MOBİL SEO NEDİR?

Mobil SEO sitenizin iç seo ayarlarını yapmanız gibi mobilede de etki edeceğini bilmelisiniz.
Eğer web sitenizi zaten arama motorları için optimize ettiyseniz, mobil SEO çalışmaları için çok da yorulmayacaksınız diyebiliriz.
Bir mobil sitenin dizaynı, kullanıcılar ve arama motoru botları için çok önemlidir. Mobil dizayn ile ilgili yapılması gerekenler:

Responsive Tasarım mı, Ayrı Mobil Site mi?

Web siteniz Mobil uyumlu değilse, vermeniz gereken en önemli karar: Mobil sitenizin; responsive mi, dinamik mi yoksa ayrı mobil site mi olacağıdır.
Sıkça Sorulan Sorular: Mobil SEO Nedir?

ORGANİK ARAMA NEDİR?

Sitenize SEO uyguladığınızda reklam vermeden google aramalarda potansiyel müşterileriniz tarafından bulunmanızı sağlayan aramaya verilen isim Organik Aramadır.
Organik aramalarda yani reklamsız ücretsiz googleda arandığınızda bulunabilmeniz SEO ile mümkündür.
Sıkça Sorulan Sorular: Organik Arama Nedir?

GOOGLE REKLAMLARI İÇİN ANAHTAR KELİME NEDİR?

Google reklamları için anahtar kelimeler sektörel olarak değişir. Her sektör için farklı anahtar kelimeler kullanılır. Örneğin bir ayakkabı satıcısının anahtar kelimeleri ile araba kiralama firmasının anahtar kelimeleri ortak değildir. Sektöre göre değişiklik göstermektedir.
Anahtar kelimelerinizi ayarlarken bu kelimeleri reklamlarda kullanmadan önce sitenizde de yer aldığına dikkat edin.
Sıkça Sorulan Sorular: Google reklamları için anahtar kelime nedir?

NEDEN İNSTAGRAM REKLAMLARI?

İnstagram reklamları google reklamları (Google Ads) farkı tamamen sizin yaptığınız işe bağlıdır. İnstagramda ki kullanıcı kitlesi sizin potansiyel müşteriniz olabilir. Yada Google aramalarda ki. Bu tamamen sizin verdiğiniz hizmetle ilgilidir.
Örneğin; Sizin kitleniz gençlerden oluşan ve sadece erkekleri baz alabileceğiniz bir kitle var. Ve bu kitleye Yüzme etkinliği yapıyorsunuz. Bunu adwords’de yapmanız daha zor ve uğraş gerektirir. Fakat instagram üzerinden bu genç kitleye görseller ile yada video ile bir reklam paylaşarak daha kısa ve net bir şekilde ulaşabilirsiniz.
Fakat dediğim gibi bu kitleye adwords’de de ulaşabilirsiniz. Bu tercih meselesidir. Fakat bazı durumlarda adwords bazen instagram ve hatta bazen kitlenizin facebook’da olduğunu görebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular: Neden İnstagram Reklamları?

FACEBOOK REKLAM MODELLERİ

Facebook size reklam verme amacınıza uygun modeller sunar. Bu reklam modelleri temelde şöyledir;
1) İnternet Sitesi Tıklamaları
2) İnternet Sitesi Dönüşümlerini Artırma
3) Sayfa Tanıtımını Yapma
4) Gönderileri Öne Çıkarma
5) Uygulama Yüklenmesini Sağlama
6) Uygulama Etkileşimini Artırma
7) İşletmenizin Yakınındaki Kişilere Erişme
8) Etkinlik Katılımını Artırma
9) İnsanların Teklifinizi Almasını Sağlama
10) Video görüntülemeleri
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklam Modelleri

FACEBOOK REKLAMLARI ETKİLİ Mİ?

Bu soruyu yanıtlamadan önce Facebook’un kullanım oranlarına dair kısa bir bilgi verelim. Facebook, son rapora göre toplamda aylık 2,13 milyar kullanıcıya sahip. 7,6 milyar olan dünya nüfusu göz önünde bulundurulduğunda her 3-4 kişiden birinin aktif olarak Facebook kullandığını söyleyebiliriz. Üstelik Facebook’ta hemen hemen her kesimden kullanıcı bulunuyor. Her yaştan, cinsiyetten ve meslekten kullanıcının yer aldığı Facebook’ta bu kadar çok kullanıcının olması da markaları bu kanaldan reklam yayınlamaya yönlendirdi.
Öncelikle yeni kurulan bir markanız varsa veya Facebook’ta yeni bir sayfa açtıysanız reklam çalışması oluşturmalısınız. Çünkü Facebook’un algoritması değişti. Yeni algoritmaya göre Haber Kaynağı’nda yani ana sayfada kişisel Facebook hesaplarının paylaşımları yer alacak. Bu sebeple markaların işletme sayfalarında gönderi paylaşmaları yeterli değil. Kendilerini ön plana çıkarabilmek, kullanıcıların görmesini sağlamak için reklam yayınlamak şart. Üstelik yeni kurulan bir Facebook hesabı için sayfa beğeni reklamı açılmalıdır. Mevcut takipçisi olmayan veya az olan işletme sayfalarının etkili olabilmesi de oldukça zor.
Daha fazla bilgi edinmek için Facebook Özel Kitleler Nasıl Ayarlanır? isimli yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz.
Sıkça Sorulan Sorular: Facebook Reklamları Etkili mi?
Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
Daha fazla bilgi için; https://biajans.net/sikca-sorulan-sorula
Daha fazla sormak istediğiniz soru varsa

Bizimle Konuşmaktan Çekinmeyin

Tek seferlik Ads Kampanyası oluşturmak mı istiyorsun? Yoksa reklam hesabının aylık yönetilmesini mi? Eğer hala karar veremediysen bizimle iletişime geç birlikte karar verelim.
Bunlardan birine ihtiyacın olabilir; Web Tasarım, SEO, Sosyal medya reklamları veya Logo tasarımı. Aşağıdaki E-posta hesabına mail atabilir yada direk arayabilirsin.
Email [[email protected]](mailto:[email protected])
Call Now! +90 530 460 6357
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]


2020.08.16 11:07 bmedya En Güvenilir Bahis Sitesi (Güncel)

En Güvenilir Bahis Sitesi (Güncel)
Teknolojik çağda bulunmamızın bir getirisi olarak artık internet camiasında neredeyse tüm ihtiyaçlarımızı giderebiliyoruz. Sanal dünya kumarhaneleri de, bahis oyunları meraklılarını tatmin etmek adına internet üzerinde yer edinmiş durumda. Artık sanal dünyada yer almakta olan bahis platformları normal kumarhanelere kıyasla çok daha fazla oyun seçeneğine ve yüksek bahis oranlarıyla kazandırma potansiyeline sahip.
Hal böyle olunca da bahis oyuncuları sanal bahis sitelerinde oyun oynamak ve paralarını daha kolay yoldan yükseltmeyi hedefliyor. Elbette internet üzerinde yer alan sayısız bahis sitesinin her birine güvenmek imkansız. Bu yüzden bahis oyuncuları hangi bahis sitelerinin güvenilir olduğuna dair çeşitli araştırmalar yapıyor. Böylelikle kullanıcılar, herhangi bir mağduriyet durumunun önüne geçiyor ve bahis sitelerinin avantajları hakkında bilgi ediniyor.

Bahis Sitelerini Güvenilir Yapan Ne?

Bir bahis sitesinin güvenilirliği birkaç başlık altında inceleniyor. Bu başlıklar sitenin lisans bilgilerinin şeffaflığı, para çekme ve para yatırma seçeneklerinde sağladığı kolaylıklar, şikayetler ve kullanıcı yorumları, canlı destek özelliğinin bulunması şeklinde sıralandırılabilir.
Bu başlıkları daha da açmak gerekirse;

1) Lisans Bilgileri

Bir bahis sitesinin güvenilirliğini tespit etmedeki ilk araç lisans bilgileridir. Güncel bir oyun lisansına sahip olan ve lisans bilgilerini şeffaf bir şekilde internet sitesinde sergileyen bahis sitelerinin güvenilir oldukları söylenilebilir.

2) Para Yatırma ve Para Çekme

Bahis sitesinin güvenilirliğine emin olmadaki ikinci adım para yatırma ve para çekme özelliklerinde sağladığı kolaylıklardır. Herkes tarafından bilinen EFT/Havale, Bitcoin, Papara gibi ödeme yöntemlerinin kullanılabildiği bahis siteleri daha güvenilir olma izlenimi göstermektedir. Buna ek olarak sitenin ödeme ve para çekme fonksiyonlarının 7/24 sürekli açık olduğuna dikkat edilmesi gerekir. Böylelikle kullanıcı, oyun bakiyesi ile istediği zaman işlem gerçekleştirebilir.

3) Kullanıcı Yorumları ve Site Şikayetleri

Kişinin, aklındaki soru işaretlerinden kurtulmasının bir diğer yolu da siteyi daha öncesinde kullanmış kullanıcılarının yorumlarını araştırmaktır. Bu yorumlara ulaşmak için tarayıcınıza sözü edilen bahis sitesinin adını aratabilir ve incelemelerinizi yapabilirsiniz. Hakkında hiç şikayet bulunmayan veya bulunsa dahi yalnızca tek tük olumsuz yorumlara ulaşılabilen bahis siteleri için güvenilir oldukları söylenilebilir.

4) Canlı Destek

Sitenin güvenilir bir site olduğunu söylemek için son adım canlı destek özelliği. Kullanıcıların, diledikleri zaman canlı destek özelliğine başvurabilmesi ve karşılaştıkları problemlerde yardım alabilmesi büyük bir ayrıcalık. Bu sayede karşılaştığınız problemleri çözüme ulaştırabiliyor ve oyunlarınızı oynamaya devam edebiliyorsunuz.
Kullanıcılar bütün başlıklar hakkında olumlu sonuçlarla karşılaşıyorsa bahis sitesinin güvenilir olduğuna dair kanaat getirilebilir. Bu tür sitelerde gönül rahatlığıyla bahis kuponları oluşturabilir, oyunlar oynayabilir ve oyunlar aracılığıyla kazandığınız parayı kişisel cüzdanlarınıza aktarabilirsiniz.

En Güvenilir Bahis Sitesi Hangisi?

Birçok bahis oyuncusu sanal dünya kumarhaneleri arasında araştırma yaparken Lavivabet ismiyle karşılaşmıştır. 1980 yılında bahis sektöründe hizmetine başlayan Lavivabet, 2018 yılında çevrimiçi bir bahis platformu haline gelmiş ve böylelikle hizmetlerini daha üst seviyelere taşımıştır.

Lavivabet
Siteye Git
Birçok profesyonel bahis oyuncusunun bildiği üzere oldukça köklü bir geçmişe sahip olan bu site, internet camiasına adım attığından beri büyük dikkat çekmeyi başarmıştır. Lavivabet devasa bir oyun arşivine ve kaliteli bir alt yapıya sahip. Sahip olduğu içerikle ve yüksek kazandırma potansiyeliyle Lavivabet birçok kişinin favorisi. Birçok açıdan kullanıcıyı rahatlatan Lavivabet, sürekli denetleniyor ve herhangi bir problemin oluşması engelleniyor. Tüm koşullar da kontrol edildiğinde Lavivabet'in en güvenilir bahis sitesi olduğu çıkarımı yapılabiliyor.

Neden Lavivabet En Güvenilir Bahis Sitesi?

Lavivabet oldukça heybetli bir geçmişe sahip olmasının yanı sıra kullanıcılarına, son derece yüksek teknoloji ile hizmet vermekte. Ayrıca sürekli olarak aktif bir şekilde denetleme gerçekleştiren arka plan ekibi bulunuyor. Bu sayede oyunlarda hatalara veya benzeri problemlere rastlanmıyor. Bununla birlikte Lavivabet, güvenilir bahis sitesi özelliklerinin her birini fazlasıyla karşılıyor. Lavivabet sitesini incelemek gerekirse:

1) Lavivabet Lisans Bilgileri

Lavivabet kurulduğu günden bu yana Curaçao konsolosluğu tarafından verilen oyun lisansıyla ve kumar oyunları oynatma ruhsatıyla hizmet vermekte. Tüm bilgilerini en şeffaf haliyle sayfasında paylaşan ve kullanıcıların lisans belgesini denetlemelerine fırsat tanıyan Lavivabet, kullanıcının güvenini kazanmayı başarıyor.

2) Ödeme Ve Para Çekme Kolaylığı

Lavivabet, kullanıcıların rahat edebilmesi ve geniş tercih seçeneklerine sahip olması açısından birçok ödeme yöntemine sahip. Lavivabet bahis platformu, havale, EFT, Cepbank, kripto paralar, EcoPayz, hızlı QR kod gibi birçok bilindik ödeme yöntemini de bünyesinde barındırıyor. Kullanıcılar, tüm gün açık olan site sunucuları sayesinde diledikleri zaman para yatırma ve para çekme işlemlerini gerçekleştirebiliyor ve talep edilen işlemler, seçilen ödeme yöntemine bağlı olarak kısa süreler içerisinde gerçekleştiriliyor.

3) Yorumlar Ve Şikayetler

Lavivabet hakkındaki şikayetler ve kullanıcı yorumlarına tarayıcınız aracılığıyla ulaşabiliyorsunuz. Lavivabet, internet üzerinde tek tük şikayetlere sahip olsa da bu problemlerin çözüme kavuşturulduğu görülebiliyor. Bu denli devasa bir oyuncu kitlesine sahip olan Lavivabet'in kullanıcı yorumlarının büyük çoğunluğunun olumlu olması da sitenin güvenilirliğini pekiştiriyor.

4) Canlı Destek Özelliği

Lavivabet Türkçe canlı destek özelliği bulunan nadir bahis sitelerinden birisi. Böylelikle karşılaştığınız problemleri kolaylıkla izah edebilme ve çözüm üretme şansınız oluyor. Kesintisiz 7 gün 24 saat canlı desteğe başvurabiliyor ve Lavivabet'in profesyonel ekiplerince destek alabiliyorsunuz.
Tüm bu özellikler köklü bir bahis sitesi olan Lavivabet'in güvenilirliğine bir artı olarak ekleniyor. Oyuncular gönül rahatlığıyla oyun oynayarak ve bahis yaparak bakiyelerini yükseltebiliyor, diledikleri zaman da kazançlarını kişisel hesaplarına aktarabiliyorlar.

Üyeler Ne Düşünüyor?

Kurulduğu günden bu yana bahis oyuncularını cezbetmeyi ve bünyesine eklemeyi başarmış olan Lavivabet, en yeni bahis oyunlarını da sitenin devasa oyun arşivine ekleyerek heyecanı yükseltiyor. Her geçen gün daha fazla oyuncuyu sitesine katmayı başaran Lavivabet'te kullanıcılar memnun kalma izlenimi gösteriyor.
Site kullanıcıları, oluşturulan güvenli ortamda rahatlık içerisinde bahis kuponları oluşturarak kazançlarını katlayabiliyor ve sitenin bonuslarından da faydalanarak bakiyelerini tavan değerlerine ulaştırabiliyor. Bu sayede bahis oyuncuları, yalnızca bahis kuponları oluşturarak kendilerine bir ek gelir oluşturabiliyorlar.
submitted by bmedya to u/bmedya [link] [comments]


2020.07.06 16:13 umzugbasel Deprem Kabini Nedir?

Deprem Kabini Nedir? Sorusu sizlerin de aklını kurcalıyorsa doğru yerdesiniz demektir.
Türkçede Deprem kabini, deprem kafesi ve deprem yatağı olarak adlandırılan bu ürünler olası bir deprem sırasında sizin ve sevdiklerinizin can güvenliğini korumaktadır.
Bu noktada, deprem odası sistemine muadil olarak geliştirilen, daha portatif ve daha az yer kaplamasına rağmen bir o kadar da dayanıklı ve geniş iç hacimli Hulk Deprem Kabini firması imdadımıza koşuyor.
Hulk Deprem Kabini
Hulk Deprem Kabini üzerinde yapılan basınç testleri sonucunda 320 ton ağırlığa kadar hiçbir şekilde bozulma göstermeden dayanmıştır.
Deprem Yatağı, geniş iç hacmi ile birlikte, uzun süreli mahsur kalma durumlarında rahat bir yaşam kalitesi sunmaktadır.
Deprem Kafesi, İlkyardım seti, yangın söndürme tüpü, gaz ve toz maskesi, baret ve eldiven gibi birçok güvenlik ürünü içermektedir.
Göçük altından kendi çabalarınızla çıkmanızı sağlayacak; demir kesme makası, çekiç, murç, keser gibi birçok el aletinin yanında yardım çağırmak için deprem düdüğü bulunmaktadır.
submitted by umzugbasel to u/umzugbasel [link] [comments]


2020.06.15 13:48 karanotlar Vebayı Camus'nün felsefesiyle alt etmek

YİĞİT BENER
Albert Camus’nün Veba’sı, hem salgınla mücadeleyi hem de alegorik olarak faşizme karşı direnişi odağına alan çok katmanlı bir roman: Farklı bir gözle yeniden okunmayı denemeli…
Corona günlerinde tüm dünyada en çok okunan ve yorumlanan kitaplardan biri kuşkusuz Albert Camus’nün 1947 tarihinde yayımlanan romanı Veba.
Türkçede ilk kez geçtiğimiz Nisan ayında Artı Gerçek’te yayımlanan ve Camus’nün muhtemelen 1941’de – yani Veba’nın yayımlanmasından altı yıl önce- yazdığı Vebayla Boğuşan Hekimlere Tavsiyeler adlı metin, Veba’nın yeniden okunmasına zenginlik katacak birkaç kilit cümle içeriyor.
Bunlardan ilki, böyle bir dönemde kimsenin paçayı sıyıramayacağını, fildişi kulesine çekilemeyeceğini vurgulayan bir uyarı: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede hiç kimse hastalık bulaşmış bir nesneye dokunmadan edemez.”
Asıl püf noktası ise, ölümle baş etmenin önemi vurgulayan paragrafın ardından gelen şu cümle: “Size bir felsefe lazım.”
Başka bir deyişle, Camus bu mücadelede tıbbi bilginin, ilaçların, hekimlerin gayretinin tek başına yeterli olmayacağını düşünerek bir genel çerçeve, bir “mücadele felsefesi” öneriyor ve bu felsefenin ana hatlarını şu cümlelerde özetliyor:
“Her şeyden önce, asla korkmamalısınız. (…) Netice itibariyle korku insanı hastalığın etkisine açık hale getirir.” “Bu hastalığa veba adı verildiğinden bu yana hep olduğu üzere insanların sinek gibi ölmelerine asla, ama asla alışmamalısınız”. “Diğerlerini tedavi etmeyi reddedenlerin yapayalnız, kendini feda edenlerin ise topluca öldüğü; doyumun doğal sonucuna eremediği; liyakatin düzeninin bozulduğu; mezarlıkların dibinde dans edilen; hastalık bulaştırmamak için sevgilinizi kendinizden uzaklaştırdığınız; cinayet suçunun asla cani tarafından üstlenilmediği ve bir korku anının şaşkınlığında tayin ettiğimiz günah keçisi bir hayvana yüklendiği bu korkunç kargaşaya yönelik isyanınız asla dinmeyecek”. “En kadim ayinler kadar köhne olan dinin hizmetine girmeyeceksiniz. (…) Velev ki o din bize gökten inmiş olsun, o zaman da göğün adil davranmadığını söyleriz.” “Gün gelecek, herkesin korkusunun ve acısının sizde uyandırdığı tiksintiyi haykırmak isteyeceksiniz. İşte o gün, benim size önerebileceğim çareler de tükenmiş olacak…”
Yazarın birçok söyleşisinde açıkça belirttiği gibi, Veba dar anlamda salgınla mücadeleyi ele alan bir roman değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı dönemine denk düşen yazım sürecine damgasını vuran faşizme karşı direnişin bir alegorisi. (dolayısıyla faşizme karşı mücadelede de militan gücün, eylemlerin, silahların yetmeyeceğini, bir felsefe gerektiğini düşünüyor)
Veba’nın güncelliğinin katmerli olmasını sağlayan, romanın bu çoğul katmanlı yapısı olsa gerek.
Bu da bize Veba’yı iki ayrı ana eksende ele almaya götürüyor. İlki, romanın hemen tüm salgın/afet/savaş/toplu felaket anlatılarına ortak olan yönleriyle, ikincisi Camus’nün özgün katkısı olan felsefesi ışığında. Bu ikinci eksende bundan belki bir ölçüde bağımsız olarak yine Camus’ye özgü yan açılımlara ayrıca değinebiliriz.
Camus, romanın “bireysel anlatı”yla “kolektif anlatı” şeklinde ayrıştırabileceğimiz ikili bir anlatım tekniğine sahip olduğunu açıklıyor bir söyleşisinde.
Bunun da roman içindeki beş ayrı bölüme denk düştüğünü belirtiyor: hastalık öncesi bireysel yaşam (bireysel anlatı); ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasıyla bireyle toplumsalın yollarının kesişmesi (bireysel ve kolektif anlatı); hastalık sürece tam hâkim olduğu andan itibaren her şeyin iç içe geçip bir “alaşıma” dönüşmesi (salt kolektif anlatı); hastalığın gerilemesiyle bireyle toplumsalın yeniden ayrışmaya başlaması (bireysel ve kolektif anlatı); sonrasında yeniden bireyselin öne çıkması (bireysel anlatı).
YAS SÜRECİ
Bir farklı yaklaşım, romanı, salgının kesinleşmesi ve kentin karantinaya alınmasıyla başlayan bir yas sürecinin (yani olağan yaşamın sona ermesinin yasının) aşamalarına koşut olarak ele almak olabilir.
Aslında Covid salgını dahil birçok toplumsal felakette ve bunları konu alan roman ve filmlerde bu aşamaların (inkâr, öfke, pazarlık, çöküntü, kabullenme) izini sürmek mümkün.
Şok / İnkâr / İnanamamak
“Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalarlar.”
Yazar, salgınla savaşlar arasında bir benzetmeye giderek, kendi başına gelmedikçe insanların felaketlerin gerçekten mümkün olduğuna inanmakta güçlük çektiklerini vurguluyor:
“Bundan böyle yurttaşlarımız bir şeyin farkına varıyorlardı: küçük kentimizin farelerin güneşte ölmesi ve kapıcıların tuhaf hastalıklardan yaşamlarını yitirmesi için belirlenmiş bir yer olabileceği asla düşünmemişlerdi”. (…) “Bir savaş patladığında insanlar, ‘Uzun sürmez bu, çok aptalca’ derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir.”
Bu aşamada insanlar ne kadar kırılgan olduklarını idrak ediyorlar. Tıpkı kentin kapıları kapanınca, uzun süreli bir ayrılığa hazır olmayan eşlerin, sevgililerin, aile fertlerinin bir anda -vedalaşma fırsatı dahi bulamadan- ayrı düşmeleri örneğinde olduğu gibi.
Öfke
Hastalık gerçeği artık inkâr edilemez şekilde kendini dayattığında, şaşkınlık ve inkâr yerini öfkeye ve bu öfkenin yönelebileceği bir sorumlu arayışına bırakıyor: Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan bir günah keçisi ve/veya bu süreci iyi yönetemediği için yaşanan sıkıntılara yol açmakla suçlanacak idari bir sorumlu.
Romanda bunun tipik örneği, apartmanda fare ölülerinin çoğalmasına karşın inatla “bizde fare yok, dışarıdan birileri getirmiş besbelli” diyen kapıcının yaklaşımıdır.
Zaten salgınlarda “olağan suçlu” konumundaki belirli azınlıkların (örneğin Yahudilerin, Çingenelerin, “cadıların”, vb) ya da kırılgan başka toplumsal kesimlerin hastalığın yaygınlaşmasından sorumlu tutulması ve nefret nesnesine dönüşmesi sık rastlanan bir olgu değil midir? AİDS salgınında eşcinseller, Sars salgınında topluca katledilen Misk kedileri, Covid salgınında da “olur olmaz şeyler yeme alışkanlıkları nedeniyle” Çinliler…
Camus bu tür durumlarda söylentilerin, kehanetlerin ve komplo teorilerinin çok rağbet gördüklerini hatırlatıyor, tüm kehanetlerin ortak yönünün rahatlatıcı özellikleri olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bir tek veba rahatlatıcı değildi!” Bu batıl inançların din yerine geçtiğini de ayrıca vurguluyor.
Günümüzde sosyal medya bu söylentilerin katmerli olarak ve daha hızlı yayılmasına da hizmet ediyor. Ancak geçmişte kulaktan kulağa yayılarak koca bir kenti bir anda yangın yerine çevirme potansiyelini taşıyan söylentilerin yarattığı tehlikeli durumdan farklı olarak, sosyal medyada kontrol ve denge mekanizmaları da var: Bu tür süreçlerde Teyit gibi sanal yayın organlarının ve onun bir türevi olan Covid-19 Postası’nın sağduyu katkılarının değeri gerçekten paha biçilmez.
Pazarlık
Romanda çeşitli örnekleri verilen üç tarz davranış ön planda: Alınan sert önlemlerin yumuşatılmasını talep edenler, en azından başkaları için değilse de “kendileri” için böyle bir talebi öne sürenler; hastalığın gerçek boyutlarını sorgulayanlar, örneğin ölü sayısının “abartıldığı kadar” çok olup olmadığını tartışmaya açanlar, bunun neye denk düştüğüne kuşkuyla bakanlar; bir de romandaki gazeteci Rambert gibi bireysel çözüm arayışına girerek kuralların dışına çıkmaya, kaçmaya çalışanlar.
Çöküntü / Acı / Hüzün
Camus, insanların belli bir aşamadan sonra manevi bir çöküntüye girdiklerini ve “veba düzlemine” geçtiklerini anlatıyor romanında. Vebanın düzlemi “vasat, monoton, renksiz bir yinelemeden” ibaret olduğu için insanların da sıradanlaştıklarını aktarıyor: “Kimsede yüce duygular kalmamıştı” saptamasını yapıyor.
Ayrıca herkesin kendi içine kapandığını, birbirlerinin duygularını anlamaz hale geldiklerini ve kimsenin kimseye yararı kalmadığını anımsatıyor.
Ölümün olağanlaşması oranında büyüklük, aşkınlık duygularının da yitirildiğinin, her şeyin basit bir hayatta kalma yarışına döndüğünün altını çiziyor.
Dostlukların, özellikle de aşkların anlamını, değerini yitirdiğini uzun uzun betimliyor. “Aşk var olmak için kendine bir gelecek hayal etmelidir oysa bizde sadece uçucu anlar kalmıştı” diye belirtiyor.
Yazar, vebanın değer yargılarını da sildiğini ekliyor. Kimsenin artık yediğinin, içtiğinin, üst başının kalitesine aldırış etmez hale geldiğini, “her şeyi toptan, olduğu gibi kabul etmeye” başladığını gözlemliyor.
Covid salgınında paradoksal olarak bu süreç örneğin AVM’leri kentin yeni “agorası” haline getiren bir yaşam tarzından AVM’lerin kapalı olduğu bir yaşama geçişte buna pekâlâ alışılabildiğinin saptanmasına, yani kapitalizmin dayattığı tüketim toplumu modelinin insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzak olduğunun kısmen de olsa sorgulanmasına olanak sağladı. Bunu da sosyal medyanın yaşanan bireysel deneyleri bir ölçüde paylaşama, birlikte yorumlama fırsatı sunmasına bağlayabiliriz ola ki.
Kabullenme
“Yurttaşlarımız yola gelmişti, uyum sağlamışlardı, öyle denir ya, çünkü başka türlü yapacak bir şey yoktu”.
Hastalıkla yaşamak zorunda kalınması gerçeğinin toplum tarafından kabullenildiğini, romanda uzun betimlemelerle aktarılan cenazelerin kaldırılışındaki evrimde izlemek mümkün: Önce sadece yakınların katılımıyla dini törensiz ama mezarlıktan kaldırılan cenazeler, ölü sayısının artmasıyla artık sadece görevlilerin eliyle ve alelacele, özel olarak açılmış kireç dolu çukurlara topluca atılıveriyor ya da yakılıyor.
Cenaze töreni başlı başına yas sürecinin önemli bir unsuru olduğu için aileler, başlarda nispeten daha gelişkin törenleri bile yetersiz bulup isyan ederken, salgın kente iyice çöreklendiğinde artık cesetlerin “tıbbi atık” muamelesi görerek kaşla göz arasında yok edilmesini dahi olağan karşılar hale geliyorlar.
O kadar ki, yazar bu süreci anlatırken kara mizaha bile başvurmaktan çekinmiyor: “(...) Çok iyi bir örgütlenmeydi bu ve vali memnun kaldı. Hatta Rieux’ye bunun eski vebaları anlatan tarih kitaplarında karşılaştığı Zencilerin ölüleri taşıdığı el arabalarından daha iyi bir şey olduğunu söyledi”. Hak veriyor Rieux: “Aynı türden gömme işlemi bu, ama biz fişler hazırlıyoruz. Tartışmasız bir ilerleme var.”
MÜCADELE FELSEFESİ
Toplu felaketin ve bunun insanlar üzerindeki etkilerinin betimlenmesi hem birçok başka yazarın benzer içerikli kitaplarda anlattıklarıyla hem de mevcut pandemi sırasında dünyanın dört bir köşesinde yaşananlarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Camus’nün asıl özgün katkısını, hastalıkla mücadele sürecinde roman kişileri (özellikle Dr Rieux, yer yer Tarrou) aracılığıyla ortaya koyduğu genel felsefi yaklaşımda aramak gerek.
Hastalık toplumda zaten var olan sorunları, dengesizlikleri, hastalıklı yapıyı ortaya çıkarıyor; eşitsizlikleri körüklüyor.
Bunu romanın başlarındaki anlatımda, varlıklarından haberdar dahi olunmayan binlerce lağım faresinin birden ve topluca yüzeye çıkmaları alegorisinde ya da romanın değişik bölümlerinde betimlenen toplumsal eşitsizliklerde, karantina döneminde bunların yol açtığı sorunlarda, çatışmalarda görmek mümkün.
“Veba işini görürken çok etkili bir tarafsızlık sergilediği için bir eşitlik duygusuna yol açmalıydı, oysa bencilliklerin doğal işleyişi nedeniyle tam tersine, insanlar adaletsizliği yüreklerinde çok daha keskin biçimde hissediyorlardı.”
İnsanlıktan çıkma riskine karşı uyarı
Yazar, ölümlere ve hastalığa salt istatistiki bir bakışla yaklaşılmasına isyan ediyor ve insanlığından arındırılmış bir ölünün basit bir rakama dönüştüğünü vurguluyor. (“üç, beş, on, yüz terörist etkisiz hale getirildi” ya da “üç, beş, on, yüz şehit verildi” söyleminde olduğu gibi)
Hatta roman kahramanının zihninde, insanları ölüm gerçekliği ile yüzleştirmek için şaşırtıcı bir yöntem bile düşlüyor: “Madem insanlar ölümün gerçek anlamını ancak birinin cesedini gözle görünce anlıyorlar, o zaman bunu gözlerine sokmalı. Beş büyük sinemadan aynı anda çıkacak on bin kişiyi kent meydanında öldürmeli ki toplu cesetleri görünce herkesin kafasına dank etsin! Öyle olunca bu isimsiz yığının gerçek insanlardan oluştuğu, bir yüzleri olduğu anlaşılır…”
Başka bir deyişle, insanların sinek gibi ölmelerine asla alışmamak gerek! Dr. Rieux bu düşünceyi şöyle vurguluyor: “Felakete alışmak, felaketin kendisinden bile beterdir.”
Boyun eğmemek ve dine başkaldırı
Romanın kilit öneme sahip kişilerinden biri de “herkesin saygı duyduğu” papaz Panneloux.
“Becerikli bir hatip” olarak sunulan Panneloux’nun vaazı, yazara dinle hesaplaşma fırsatı veriyor. O andan itibaren salgının ortasında sivrilen iki temel ama zıt karakter olarak ortaya çıkan hekim Rieux ve rahip Panneloux’nun farklı bölümlere dağılan felsefi tartışmaları, bir yönüyle klasik din/ateizm/laiklik sorunsalının iki ayrı düzlemine denk düşüyor.
Daha soyut düzlemdeki tartışmada roman karakteri Rieux’yü (ve aslında belli ki yazar Camus’yü) isyan ettiren en önemli ahlaki mesele, dinin “tanrının yolundan uzaklaşmak” ve “günahkâr” olmakla suçladığı felaketzedeleri başlarına gelenden sorumlu tutuyor olması.
Panneloux’nun romanda tüm bir bölüme yayılan ve kutsal kitaptan, dini efsanelerden referanslarla süslü vaazı, dinci zihin dünyasını neredeyse karikatür düzeyinde ayrıntılarla betimliyor ve bu zihniyeti “Kardeşlerim, felaketin içindesiniz, kardeşlerim bunu hak ettiniz” sözleriyle billurlaştırıyor.
Vaazın içeriği okura zaman zaman “bu kadarı da olmaz” dedirttiği için bu bölümde bir Fransız aydını olan yazarın “laikçi/aydınlanmacı” hezeyanlara kapıldığını düşünmek mümkün. Gel gör ki Covid salgınında medyada rastladığımız benzer içerikleri suçlamalar, örneğin en yetkili dini otoritenin eşcinselleri hastalıkların yayılmasından sorumlu tutması yazarın pek de abartmadığını göstermiyor mu? Herkesi etkileyen toplumsal felâketler karşısında çaresiz kalan insanlarda ilahi adaleti bile sorgulama, hatta kendilerini korumayan Tanrılarına isyan etme eğilimleri belirlediği için, dini otoriteler söylemi sertleştirme ve Tanrının gazabı tehdidiyle korku salarak cemaati yeniden hizaya sokma ihtiyaç duyuyor belli ki.
İşler kötüleştikçe sertleşen bu dini söyleme kendi coğrafyamızda yıllardır maruz kalmıyor muyuz? (1999 Körfez depremi sonrasında sallanan “7.4 yetmedi mi?” pankartını unutmak ne mümkün!) Panneloux’nun sert sözleriyle bizim yöredeki dinci söylemin arasındaki temel fark, bizdeki suçlayıcı cümlenin romandaki kadar kapsayıcı olmayışıdır, yani “kardeşlerim” hitabından yoksun oluşudur. Bizde bu tarz bir dinciliğin sözcüleri aynı içeriği daima ötekileştirerek dile getirmeyi, doğrudan hedef gösteren bir nefret söylemine çevirmeyi tercih ediyorlar. (günahkâr olan daima “öteki”, cemaat dışı)
Bu zihniyet farkının bir başka örneği, romanda masum olduğu varsayılan bir çocuğun ayrıntılı ve sarsıcı bir biçimde betimlenen ölümünün rahip Panneloux’nun bile ilahi adalete inancını derinden sarsmasıdır. Bu anlamda Panneloux karakteri, örneğin Umberto Eco’nun Gül’ün Adı romanında betimlediği engizisyon sözcüsünden oldukça farklı, vicdan sahibi bir din adamı. Bizim coğrafyamızın dinci söylemi engizisyon dönemi söyleminin şiddetine daha yakın duruyor: Bu akımların sözcüleri benzer vakalarda “masum çocukların” ölümünün bile aslında “ebeveynlerinin günahının kefareti” olduğunu savunarak “günahkârları” toptan, aile boyu “cezalandırmaktan” yana tavır almıyorlar mı? Ne de olsa bizim yörelerde kan davaları bireyselden çok kavim ya da aile boyu hesaplaşmalarla yürütülüyor, cadılar teker teker değil topluca yakılıyor, günahkâr semtler, hatta koca kentler toptan yıkılıyor…
Panneloux ise, sonunda kendi de hastalandığında, tutarlı olmak adına hekimden yardım istemeyerek kendini Tanrının merhametine terk etmeyi yeğler… ve ölür.
Tanrıya karşı işlendiği varsayılan suçların faturasının bu kadar gaddarca kesilmesi Dr Rieux’yü “ilahi adalete” ve böylesi bir dini inanca karşı isyan ettirse bile, aslında yazar da insanları başlarına gelenden kısmen sorumlu tutmaktadır: Onun gözünde de adaletten ve akılcılıktan yoksun toplumsal düzen ve onun çıkarcı yönetim biçimi salgının etkilerinin bu derece yıkıcı olmasından doğrudan sorumludur.
Hatta bunun da ötesinde, insanlar kişisel yaşamlarında yaptıkları hatalardan ve birbirlerine karşı işledikleri bireysel suçlardan ötürü de suçlu ve sorumludur. Bunu en net biçimde romanın sonlarına doğru geçmişte kalan militan yaşamındaki hatalarını Dr Rieux’ye itiraf ederek adeta “günah çıkaran” Tarrou karakteri ifade eder: “Ben zaten buraya gelmeden de vebalıydım, insanlara veba bulaştırmamak için onlardan uzak durmaya karar vermiştim”.
Günümüzde de benzer şekilde, bu akıl dışı düzeni yarattığımız (ya da yeterince itiraz etmediğimiz) için hastalığı manevi olarak hak ettiğimize dair suçlayıcı bir söyleme rastlıyoruz. Ayrıca, doğayı tahrip ederek salgından bizzat sorumlu olduğumuzu vurgulayan bir söylem de sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Öte yandan, kapitalist düzenin yarattığı çevre felaketleri ve bunların doğa üzerindeki yıkıcı etkileri, bunların da sonunda dönüp insanlara da büyük zararlar verdiği malum. Covid salgınında da bu süreci izlemek mümkün. Öte yandan, insanlar doğaya bu kapsamda zarar vermeden binlerce yıl önce de canlıları etkileyen ölümcül salgınlar yok muydu?
Doğanın düzeni bozulduğunda bunun dar anlamda biyolojik ve maddi açıdan fiili sonuçlarının olacağını belirtmek gerek elbette. Ancak bunun bir adım ötesinde geçerek doğanın bizleri “cezalandırdığını” iddia etmek ne derece mümkün? Doğa manevi bir düşünce yapısına, vicdani bir güdüye, yani “insanları yanlış davranışlarından ötürü cezalandırma” amacına sahip olabilir mi gerçekten? Böyle düşünürsek, Doğayı Tanrı düşüncesine ikame etmiş, yani bu sefer de “doğa temelli” yeni bir mistisizm üretmiş olmaz mıyız?
Romandaki dinle hesaplaşmanın daha ikna edici boyutu, soyut tartışmalardan çok, işin asıl pratik/pragmatik düzleminde ortaya çıkıyor. Camus’nün her şeyin Tanrı’nın iradesi olduğunu ve buna karşı çıkılamayacağını kabullenmeyi reddetmesinin daha temel ve pragmatik nedeni, böyle bir ön-kabulün salgınla mücadeleyi imkânsız hale getirmesi endişesidir.
Bu yaklaşımın şu cümlede billurlaştığını söyleyebiliriz: “Dr Rieux eğer mutlak güçte bir Tanrı’ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı”.
Oysa Rieux bir hekimdir ve onun işi, görevi, her koşulda mesleğini yapmaktır. Onun, “mücadele etmekten başka seçeneği” yoktur. Camus için bu hem bireysel, varoluşsal bir tercihtir hem de ölüme teslim olmak dışındaki tek seçenektir.
Başka bir deyişle, “Tanrının var olup olmamasının” ve bu ilahi düzenin gerçekten “adaletli olup olmamasının” ya da “insanların başlarına gelen felaketi hak edip etmemelerinin” çok ötesinde, asıl mesele şudur: Salgınla, toplumsal felaketlerle, savaşla karşılaştığınızda, işi Tanrı’ya havale ederek duayla yetinmek, insanları yok edecek olan bu afete teslim olmakla eşdeğerdir.
Mücadeleden başka çare yok!
Dolayısıyla Camus’nün mücadele felsefesi bir yönüyle çok sadedir: “O sıralar kentimizde türeyen birçok yeni ahlakçı hiçbir şeyin işe yaramayacağını ve diz çökmek gerektiğini söylüyorlardı. Oysa şu ya da bu biçimde savaşmak ve diz çökmemek gerekiyordu. Tüm sorun ölü sayısını olabildiğince aza indirmek ve ayrılıkların sonsuza dek sürmesini engellemekti. Bunun için de tek bir yol vardı, vebayla savaşmak. Bu gerçek hoşa giden bir şey değildi, yalnızca tutarlıydı. Bununla birlikte getirdiği sefalet ve acıyı düşünürsek, vebaya boyun eğmek için deli, kör ya da korkak olmak gerekir”.
Sıradan insanların mücadelesi / işini yapmak / kahramana gerek yok
Camus’ye göre bu mücadele süper kahramanların, büyük şeflerin, dahi önderlerin, ulu kurtarıcıların değil, sıradan insanların işidir: “Anlatıcı yalnızca mantık çerçevesinde önemli gördüğü bir kahramanlığı ve iyi niyeti güzel sözlerle yüceltmeyecek”.
Nitekim Dr Rieux: “Tüm bunlarda kahramanlık diye bir şey söz konusu değil. Dürüstlük söz konusu. Bu gülünç gelebilecek bir düşünce, ama vebayla savaşmanın tek yolu dürüstlük” dediğinde, gazeteci Rambert ona “dürüstlük nedir?” diye sorar. Rieux’nün yanıtı da çok sadedir: “Bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. Ama benim durumumda mesleğimi yapmaktır”.
Zaten salgın tepe noktasına çıktığında sıradan insanlar gönüllü olarak mücadeleye katılırlar. Tarrou başı çeker, rahip Panneloux bile çabaya katkı verir. Başından beri hep kaçıp şehir dışına gitmeye çalışan gazeteci Rambert dahi “insan tek başına mutlu olmaktan da utanabilir” diyerek tam kaçabileceği gün kalmaya ve mücadeleye katılmaya karar verir.
Bunun iyi bir şey olduğunu kabul eden romanın anlatıcısı, “ama öğretmen iki kere ikinin dört ettiğini öğretiyor diye tebrik edilmez. Belki bu mesleği seçti diye tebrik edilir. Biz de Tarrou ve ötekilerinin, iki kere ikinin başka bir şey değil de dört ettiğini gösterdikleri için saygıya değer olduklarını belirtelim, ancak bu iyi niyetin öğretmenin iyi niyeti, öğretmenin yüreği gibi bir yürek taşıyan ve insanlık onuru uğruna sanılandan daha kalabalık gruplar halinde bir araya gelebilecek kişilerin iyi niyeti arasında ortak bir şey olduğunu da belirtelim; en azından anlatıcının inancı böyle”.
Anlatıcı zaten roman içinde aktardığı onca soruna, tanık olunan onca kötülüğe karşın, iyi insan sayısının kötülerden çok daha fazla olduğunu sürekli vurgular: “İnsanların çoğu kötü değil, iyiler daha çok…”
Anlatıcının -aslında yazarın- bu konudaki ısrarı çok temel bir ayrışmaya denk düşüyor aslında: Camus olağandışı meziyetlere sahip “ulu kurtarıcılara” tapınmaktan yana değildir; o nedenle sıradan insanların, milyonların mücadeleye verdikleri belirleyici ama “olağan” katkıların altını çizmeyi yeğler.
Oysa Nazilerin yenilgiye uğratılmasının ardından savaş sonrası yeni iktidarların belirleneceği bu geçiş dönemi, savaş galibi çeşitli siyasi güçler arasındaki güç paylaşımı ve iktidar savaşları dönemidir aynı zamanda. Güç devşirmenin bir yolu da savaş sırasındaki kahramanlık anlatılarının sunacağı meşruiyeti ve prestiji sömürmektir. Bir yandan De Gaulle mitleştirilirken, komünistler de “halkların babası” Stalin’i kahramanlaştırma çabasındadır.
Camus ise, örneğin ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarını mahkûm eden nadir Batılı aydınlardan biridir. O bu eylemde “savaşı resmen sona erdiren” bir zafer değil, yüz binlerce insanı katleden bir barbarlık ve “insanlığı intiharını” görür.
Aynı şekilde Camus, sadece Nazilerin toplama kamplarını değil, Sovyetler Birliğindeki toplama kamplarını ve totaliter uygulamaları da mahkûm etmekten yanadır. Buna karşılık örneğin Sartre’ın başını çektiği aydınlar ise, yüceltilen Stalin’in yönetime, onun güdümündeki komünist partilere eleştirellikten arınmış bir destek vermekten yanadır.
YAN UNSURLAR
Ölüm cezası
Romanın sonlarına doğru, romandaki kilit kişilerden biri olan Tarrou, geçmiş yaşamıyla ilgili ayrıntıları Dr Rieux’ye anlatırken babasının savcı olduğuna da değinerek ölüm cezası karşıtı ayrıntılı savlar öne sürer.
Sanki romanın genel akışından kopukmuş izlenimi verebilen bu uzun ölüm cezası tartışmasını, “felsefi düzeyde ölüm kavramıyla hesaplaşan” bir romanda yer almasını çok da yadırgamamak gerek aslında.
Öte yandan, eğer romanın aynı zamanda bir faşizme karşı direniş alegorisi olduğunu düşünürsek, ölüm cezası konusunda savaş sonrası Fransa’da antifaşistler arası yaşanan tartışmalarla bağlantı kurmak da mümkündür.
Aydınların önemli bir kısmı bu dönemde “intikamcı” bir yaklaşım sergilemeyi yeğlemiştir. Bunun doğal bir uzantısı da “işbirlikçilerin” ve “hainlerin” kurşuna dizilmesidir.
Örneğin Sartre, hem savaş öncesinde hem de hatta savaş yılları sırasında bile saygısını ve hayranlığını eksik etmediği Céline’in “Almanlardan para aldığı için ırkçı görüşler savunduğunu” ileri süren bir makale yazar. Eğer o sıralar sürgünde olmasaydı, tek başına bu bile Céline’in de kuruşuna dizilmesi sonucunu doğurabilirdi.
Camus ise, ölüm cezasına çarptırılan ve Céline gibi ırkçı görüşlere sahip bir edebiyatçı olan Brasilliach’ın cezasının infaz edilmesini önlemeye çalışır, De Gaulle’e bu yönde bir mektup da yazar, ama başarısız olur.
Sürgün/Hapis
Yazar, karantina döneminde yaşananlarla sürgün ve hapiste yaşananlar arasında koşutluklar kurar: “Vebanın yurttaşlarımıza getirdiği ilk şey, sürgün oldu. O andan itibaren mahpus konuma geçmiştik bir bakıma ve geçmişimize indirgenmiştik. Bazılarımız her ne kadar gelecekte yaşama eğilimine sahip olsalar da bundan hızlıca vazgeçiyorlardı…” (…) “Böylece, tüm tutsakların ve sürgünlerin hiçbir işine yaramayacak bir bellekle yaşaması demek olan o derin acıyı duyuyorlardı. Durmadan düşündükleri o geçmişin de üzüntülü bir özlemden başka tadı yoktu.”
Zamanın akışı
Özellikle de zaman kavramının ele alınışında Veba’yla sürgünü ya da hapsi ele alan başka eserlerin anlatıları arasında bir dizi benzerlik, yakınlık bulmak mümkündür.
Örneğin romanın başlarında hastalığın ortaya çıkış süreci günlük temelde ele alınırken (”ilk fare”, “ilk hasta”, “ilk ölüm”, “karantinada ilk gün”, vb.) bir süre sonra zamanın akışı tamamen bulanıklaşır, hatta zamanın akışını bile hastalığın seyri belirlemeye başlar. Hastalık öncesi dönemi andıran bir zamansal devinim ancak mevsim dönüşlerinde gözlemlenebilir hale gelir.
Bellek
Salgın nedeniyle karantinaya alınmanın doğurduğu en önemli sonuçlarından biri, belleğin giderek bulanıklaşmasıdır. Romanda bu süreçler ayrıntılı olarak ele alınır: “Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de.”
Bu bulanıklaşma sonucu hem kapanma öncesi “normal” hayatın ve o andan beri görülemeyen yakınların yüzleri giderek bellekten silinmeye başlar hem de şimdiki zaman anlamını yitirir ve gelecek tasarımının ortadan kalkmasıyla tüm bir yaşam tarzı uçup gider.
Tanıklık
Yazar işte bu nedenle kendi işlevini de yaşananlara tanıklık etmek olarak belirler: “[Anlatıcı] niçin araya girdiğini açıklamak ve tarafsız tanık üslubunu seçmeye özen göstermesinin anlaşılması istiyor. Ama bunu uygun, ölçülü bir tutumla yapmak istemiştir. Genel olarak gördüklerinden fazlasını anlatmamaya, veba dostlarına, gerçekte sahip olmayacakları düşünceleri yakıştırmamaya ve yalnızca rastlantı ya da kötü talihin kendisine sunduğu metinleri kullanmaya özen göstermiştir”.
Hatta anlatıcı bir aşamada “sanatın sağladığı imkanları da kullanmadığını” belirterek, romanın dilinin ve anlatımının fazla “düz” olduğunu yönünde sonradan yöneltilecek kimi eleştirileri peşinen boşa çıkartmıştır: Yazar Camus’nün bu roman için seçtiği anlatım tarzı ve seçilen dilin sadeliği kasıtlıdır: Anlatıcının [yazarın] derdi kendini öne çıkarmak, kahramanlaştırmak değil, “herkes adına konuşmaktı”.
“Dürüst bir yüreğin kurallarına uygun olarak, isteyerek kurbanın tarafını tutmuş ve insanları, aynı kenti paylaştığı insanları, yalnızca aşk, acı, sürgün gibi ortak inançları çevresinde birleştirmek istemiştir. İşte böylece, tek bir acı yoktur kentlilerce paylaşmasın, ya da tek bir durum yoktur kendisi de sahiplenmesin. (…) Sadık bir tanık olmak için özellikle olayları, belgeleri ve söylentileri aktarmalıydı. Ama kişisel olarak kendi söyleyeceği, kendi bekleyişini, kendi geçirdiği sınavları dile getirmemeliydi”.
Kadınlar
Romana yöneltilebilecek önemli eleştirilerden biri, kadın karakterlerin silikliğidir: Romanda nice kadın vardır ama aslında yoktular… Kadın ya uzaklara gitmiş eştir ya uzaklarda kalmış sevgilidir ya da yanı baştaki sessiz, şefkatli, varlığını pek hissettirmeden hizmet eden annedir, başka bir değişle hiçbiri özne değildir.
Gerçi bu durum hem Camus’nün başka kitaplarında hem de dönemim birçok başka eserinde karşımıza çıktığı için ayrıca ele alınmayı hak etmektedir.
Araplar
Bir diğer önemli eksik özne de Araplardır. Hikâye Cezayir’in Oran kentinde yaşandığı halde romanda tek bir Arap karakter yoktur. Başka bir deyişle Araplar kendi ülkelerinde yan karakter dahi olamayacak kadar siliktir, ki bu da hele bugünden geriye dönüp bakıldığında sömürge gerçeğinin çarpıcı bir dışavurumudur.
Bunu vurgulayan ilginç bir cümle, hastalığa veba tanısı konma aşamasında iki hekim arasındaki bir sohbete yansıyan şu cümledir: “Hem sonra, bir meslektaşın dediği gibi: Olamaz bu, herkes Batı’da bunun ortadan yok olduğunu biliyor”.
Demek ki o dönemde Cezayir birçok Batılı aydın tarafından “Batı”nın bir parçası olarak algılanıyor. Belli ki “Batı” bir coğrafya değil, aslında bir “habitat”: Batılıların yaşadığı her yer “Batı”dır!
Romandaki bu çarpıcı eksiklik, Camus’nün Cezayir doğumlu olması, bir dönem Cezayir Komünist Partisinde militanlık yapması, sömürge sistemine açıkça karşı çıkmış bir aydın olması nedeniyle daha da tuhaftır.
Gerçi Camus birçok çevre tarafından Cezayir’in bağımsızlığını desteklemediği ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi FLN’in sivilleri de hedef alan eylemlerine karşı çıktığı için çok eleştirilmiştir.
Öte yandan, Camus bağımsızlığı desteklememekle birlikte, sömürge sistemine son verilmesinden yana olduğunu her zaman açıkça belirtmiştir. Onun hayalini kurduğu sistem, bağımsızlığa gerek bırakmayacak şekilde eşitlik temelinde federal ya da özerklik türü yeni bir ortaklığa geçilmesiydi.
Camus’nün FLN’in sivilleri de hedef alınmasına karşı çıkması aslında Cezayir’e özgü değildi, daha genel anlamda “hedefe varmak için her yol mubah” anlayışına karşı çıkmasıyla alakalıydı.
Dolayısıyla, yazarın bu siyasi yaklaşımlarının doğruluğu yanlışlığı ayrı mesele, ama Veba’da bir Arap öznenin yer almayışını bu siyasi tartışmalara bağlamak pek doğru olmaz.
SONUÇ
Camus’nün Veba’yı yazarken bir yandan da bugün pandemi sırasında yaşayacaklarımızın bir kısmını neredeyse 80 yıl öncesinden görüp betimlemesi elbette hem onun dehasının hem de edebiyatın gücünün kanıtıdır.
Ancak Camus’nün asıl katkısı, toplumsal felaketlerle mücadele için bu romanda ortaya koyduğu felsefi yaklaşımdır.
Özetleyecek olursak: “İstesen de ‘bana ne’ diyemezsin/isyan edeceksin/ korkmayacaksın/insanların ölmesine razı olmayacaksın/gerekirse tanrıya bile karşı geleceksin/insanlık onuruna sahip çıkarak yılmadan mücadele edeceksin çünkü başka çaren yok/ama kendini de kahraman sanmayacaksın…”
Camus’ye göre edebiyatçıya düşen ise, bunu bir kahramanlık destanına dönüştürmeden mücadeleye tanıklık etmek, onu sonraki kuşaklara aktarmaktır.
Camus’nün bu romanda yaptığı tam da budur, anlatıcısı gibi o da: “Susanların arasında yer almamak, o vebalılardan yana tanıklık etmek, onlara yönelik adaletsizliği ve şiddete ilişkin en azından bir anı bırakmak ve felaketlerin ortasında neler öğrenildiğini, insanların içinde hor görülecek şeylerden çok, hayranlık duyulacak şeylerin bulunduğunu söylemek için burada son bulan anlatıyı kaleme almaya karar verdi.
Çünkü biliyordu ki insanlar kendilerini özgür sansalar da “felaketler oldukça kimse asla özgür olamayacak”; dolayısıyla tıpkı roman karakteri Rieux gibi o da “belki bir gün insanların bir mutsuzluk yaşaması ya da bir şeyler öğrenmesi için vebanın kendi farelerini uyandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayabileceğinden haberi olmadığını biliyordu”.
İşte bunun için yazılışından onlarca yıl sonra yine ve yeniden okumak gerek Camus’nün romanını. Veba ya da Corona ya da başka kara vebalar, kılık değiştirmiş faşizmler geri gelecek: Hazırlıklı olmak gerek…
https://www.artigercek.com/yazarlayigit-benevebayi-camus-nun-felsefesiyle-alt-etmek
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.21 17:11 ferreisawesome Eniştemin Annemi Sikme Çabaları

Ben Tolga. Sizlerle başımdan geçenleri paylaşmaya devam ediyorum. Teyzem anneme çok yakın davranıyordu. Her seferinde onu kandırıp elliyor ve onun bir erkeğe ihtiyacı olduğunu hatırlatıp bu konuyu sürekli gündemde tutup annemle sevişmeye devam ediyordu. Annemde halinden memnundu ki sesi çıkmıyordu.
Teyzem oturmaya geldiği bir gün ben yine kapı anahtar deliğinde yerimi almıştım. Anneme
— Kız tek başına zor değil mi, diye sordu. Annem biraz sinirliydi ve tersledi.
— Abla hep bu konuyu konuşuyorsun. Ben hayatımdan memnunum. Bırak da hayatımı yaşayayım, dedi.
— Ne bağırıyon kız?! İnsan gibi yardım edelim dedik. Sen bilirsin sulu amcıklı. Şuna bak, iyilik yapıyoruz bide fırça yiyoruz. Git kime verirsen ver o zaman.
— Hayret bir şey ya deyip kalktı annem. Mutfağa gitti.
Anlaşılan tartışma büyüyecekti. Çıkıp çıkmamak arasında tereddütte kaldım. Biraz daha beklemekte yarar var, araları düzelir nasılsa dedim ve dikizlemeye devam ettim. Teyzem kaşar olduğu için annemi yumuşatmasını bilirdi diye düşündüm.
Annem odaya girip
— Abla, affedersin. Sana bağırmamalıydım, dedi. Teyzem de
— Olsun be kızım, sen de haklısın. Yarraksızlık delirtir kadını. Her şeyi yaptırır valla. Kızmadım inan ki, dedi. Annem de
— Tamam canım ablam deyip sarıldı teyzeme. Teyzem yine yapmıştı yapacağını annemi tavlamıştı.
Teyzem anneme bir şeyler anlatmak istiyordu ama ben ne olduğunu çözemiyordum. Hareketlerinden belliydi ama bir türlü söyleyemiyordu. Annem:
— Abla sende bugün bir tuhaflık var. Farklı davranıyorsun. Noldu hayırdır?
— Yok be kızım hep aynı bir şey yok. Ama annem doğru anlamıştı teyzem bir şeyler yumurtlayacaktı.
Teyzem bizde 1 saat kadar oturmuştu o gece aniden eniştem çıka geldi. Şaşırdım. Enişteme yalvarsan tv yi bırakıp gelmezdi. Adam tam bir tv kolik. Annem bile
— Ooo enişte sen bu eve uğrar mıydın, diye takıldı. Eniştem beni sordu. Annem de
— Her zamanki gibi odasında yatıyor, dedi. Eniştem teyzeme bakışlarını yoğunlaştırdı. Annem mutfağa çıktı. Eniştem ellerini ovuşturup
— Konuyu açtın mı, dedi. Teyzem de
— Hayır açamadım. Kızar bu çatlak. Hemen alıştır alıştıra söylicez yavrum, dedi.
Anladım ki teyzem kocasına annemi siktirecekti. Meğer orospunun derdi başkaymış. Ama yinede eğer yaparlarsa izlemesi zevkli olacaktı, her ne kadar sikilen annem olsa da.
Teyzem her zamanki gibi bacakları yaymış bir vaziyette oturuyordu. Annem içeri girdi, yandaki kanepeye geçti. Teyzem de
— Gel kız sen de yanımıza, kalma tek başına orada, dedi. Annem de
— Sıkışmayalım rahat oturalım sıcak zaten, dedi. Eniştem de
— Gel be baldız sıkışmayız, korkma yemem seni, dedi. Annem
— Aman enişte o nasıl söz öyle aşk olsun, dedi ve çaresiz yanlarına oturdu.
Muhabbet'e başladılar teyzem inanılmaz frikikler veriyordu sikim kazık gibi olmuştu. Ama hemen gelmek istemiyordum tadını çıkarmalıydım. Annemin gözü sürekli teyzemdeydi. Çünkü her zamanki gibi orospuluğu ele almış açtıkça açıyordu bunun üzerine annem
— Abla, nasıl oturuş kız öyle, deyince belki de o geceki en talihsiz soruyu sormuş oldu. Çünkü teyzem bu lafın üzerine konuyu açmasını bilecekti.
— Ne var kızım biriniz kocam biriniz kardeşim hanginizden çekineyim, dedi. Annem de
— Olsun kocan da olsa bende olsam güzel otur ben bilmem mi yayıp oturayım deyince teyzem de
— Otur sende kızım rahatına bak, dedi. Annem de
— Abla saçmalama, eniştemin yanında olur mu hiç deyince teyzem
— Kızım rahat ol yemez seni enişten dedi. Gülmeye başladılar. Annem yerinden kalktı ve çay koyayım içeriz diyerek mutfağa gitti. Eniştem teyzeme bakarak
— Kolay olmayacak galiba, dedi. Teyzem de
— Sen bana bırak, yumuşatmasını bilirim ben onu. Ne yapıp edip bugüne kadar az mı elledim sanıyorsun, deyince eniştem
— Nasıl kız güzel mi bari, dedi. Teyzem de
— Güzel ne kelime kalçaları sımsıkı. Yala doymazsın. Amı desen 2 senedir yarrak girmiyor. Sen düşün işte. Daracık göğüsler zaten benim gibi... Daha ne olsun, dedi. Eniştem yine ellerini ovuşturmaya başladı. Keyfi yerine gelmişti anlaşılan.
Annem elinde bardaklarla içeri girdi birazdan çayımızda hazır dedi. Acaba annemi nasıl kandıracaklardı çok merak ediyordum. Annem teyzeme
— Kız sen hala öyle mi oturuyorsun? Topla kendini hayret bişeysin yaa, dedi. Teyzem
— Kızım ne var? Niye utanayım? Biriniz her akşam altına yattığım adam, birinizde ben de olanın ondada olduğu kardeşim, dedi. Annem kızarmıştı.
— Abla sana da bir şey demeye gelmiyor, dedi.
Eniştem de yavaşça teyzeme elini atmıştı. Teyzem durumu hemen karşılığını verdi. Eniştemin göğsüne elini dayayıp okşamaya başladı. Annem durumdan rahatsız olmuştu ve
— Ben bir çaya bakayım, diyip kalkmaya yeltendi. Teyzem de orospuluk yapacak yan oldu.
— Kız canın mı çekti kıskandın mı yoksa, dedi. Annem de
— Ne alakası var? Kocan o senin, tabii ki rahat davranacaksınız ama benim yanımda yapmayın, gidin evinizde yapın ne yapacaksanız, dedi. Teyzem kaşar olduğu için eşine
— Baldızına da sarıl yavrum, gücenmesin, dedi. Eniştem dünden razı zaten elini annemin omzuna attı. Annem uzak durmaya çalıştıkça eniştem çekiyordu kendine.
Annem eniştemin solunda oturmuştu sol eli fazla kıpırdamıyordu. Ama sağ eli teyzemin kalçalarını sıkmaya başlamıştı. Annem yanında oturduğu için fark edemiyordu. Farketse eminim ki kalkar mutfağa giderdi.
Eniştem elini annemin omzunda gezdirmeye başladı. Annem fark edince kendini çekti.
— Ufff çok sıcak, bi' de iç içe oturduk. Dur şöyle rahat oturalım enişte, deyip uzaklaşmak istedi. Teyzem
— Kız ne var, utandın mı? Bana neler yapıyor baksana, dedi. Annem de
— Ne yapıyormuş deyince eniştem hemen teyzemin götüne elini attı. Annem de eniştemin üzerinden eğilip bakacak oldu ama eniştemin yarrak dikilmişti. Annem fark etti ama çaktırmamaya çalıştı. Sonra
— Aaa ne yapıyorsunuz siz? Gidin evinize napıcaksanız yapın be, hayret bişeysiniz, dedi. Eniştem
— Ne var kız? Utanma bu kadar. Zamanında sen yapmıyormuydun sanki, dedi. Teyzemde onaylar şekilde başını sallayıp
— Yani, dedi. Canı çekmiştir zillinin de ondan böyle yapıyor. Yavrum elle azcık şunu da nasiplensin.
Eniştem annemin beline doğru elini kaydırmaya ve sıvazlamaya başladı. Annemde elini tutup
— Enişte yapma, dedi. Ama yapma derken samimi olmadığı ve isterik olduğu her halinden belliydi. Eniştem
— Dur kız yemem seni, korkma. Birazcık elliycez alt tarafı, ne var bunda? Yabancıya gitmesin, deyince annem
— Enişte ablamın yanında yapma bari. Yalnızken gelsen tamam, deyince teyzem
— Kızım, enişten ne zamandır seni soruyor bana, ne yapıyor, diye. Ben de aramızdaki her şeyi anlattım, seninle seviştiğimizi. Sonuçta ben lezbiyen değilim, sen de bana uydun istemeden ama ikimiz de gerçek erkek istiyoruz. Benim zaten var, istediğim zaman sikiyor enişten ama sen elaleme verecek değilsin. O yüzden bu ortamıı hazırlamak için senle seviştim bunca zamandır. Ama keyif de aldım açıkçası, dedi. Şimdi olan biteni hem ben hem de annem daha iyi anlamıştık. Ben teyzemin azgın olduğunu ve eniştemle yetinmediğini düşünürken meğer amaçları annemi sikmekmiş.
Eniştem annemin belinden okşamaya devam ediyordu teyzem de elini kocasının yarrağının üzerinde gezdiriyordu. Bir eliyle de göğsüne küçük çimdikler atıyordu. Ben zevkten çıldırmak üzereydim. Sikim elimde taş gibi zonklamaya başlamıştı. Annem de teyzem gibi bir elini eniştemin aletine atmıştı. Belli ki canına tak etmiş ve bir an önce onu istiyordu. Enişteme doğru iyice yanaştı bacak bacak üztüne attı eniştem annemin sol baldırı açıkta kalınca elini hemen oraya kaydırdı.
Annem frikik veriyor bense 31 çekmeye devam ediyordum. Annem in külodu her zaman ki gibi beyazdı. Eniştem elini biraz daha alta sokarak annemim baldırını iyice eline aldı ve sıkmaya başladı. Annemin nefes alış verişi değişmiş gözleri de bir tuhaf bakıyordu.
Teyzem elini eniştemin eşortmanına sokup yarrağını çıkardı. Ben benimki kalın ve uzun derdim ama eniştemin yarrağını görünce koplekse girdim. O neydi öyle? 20 cm civarı kalın ve damarlıydı sanırım hepimiz böyle bir alete sahip olmak isteriz. Teyzem çok şanslıydı, tabii artık annem de.
Eniştem artık rahatlamıştı. Annemin istekli tavırları sayesinde istediği yerine dokunmaya başladı. Elini arkasından annemin önüne alıp külodunun üzerinden amını okşamaya başladı. Annem bacaklarını sıkıp bırakıyordu. Teyzem de eliyle eniştemin sikini sıvazlayıp 31 çekmeye çalışıyordu. Ama enişteminki gerçekten çok büyüktü teyzem bir ara iki eliyle tuttu yinede eniştemin sikinde tutulacak yer kalmıştı.
Teyzemin tam bir orospu olduğunu söylemiştim. Ağzına almaya başladı ama hepsini alması mümkün değildi. Annem de alttan eniştemiz taşaklarını okşamaya başladı enişte bey iyice mayıştı. Arkaya doğru yaslandı ve eliyle annemin amını okşamaya devam etti.
Annem yarrağa doğru eğildi. Teyzem öyle iştahlı ağzına alıyordu ki kendinden geçmişti. Annem dürterek
— Kız bana da ver! Sen nasılsa her akşam oynarsın bununla, dedi. Teyzem öyle dalmış ki birden sıçradı ve
— Ne dedin anlamadım, dedi. Gülüştüler. Eniştem
— Ulan karı, ben her zaman yanındayım bırak da kız nasiplensin azcık, dedi.
Teyzem yarağı bıraktı ve annem ağzına almaya başladı. Ama o kalın yarağı almak o kadar kolay değildi. Eniştem zevke gelmiş annemi yarrağına doğru bastırmaya başladı. Bir yandan da diğer eliyle kucağına yatan annemin götünü okşuyordu. Annemin götü gerçekten çok güzeldir uyurken çok defalar ellemişimdir. Annemin kalçalatını sıktıkça ben de zevkten kuduruyordum. Eniştem
— Baldız, yeter artık doymadın mı daha, dedi. Annem ağzına almayı bıraktı ve eniştem
— Hadi kalk ayağa, dedi.
Annem ayağa kalktı eniştemin dizleri önünde. Eniştem ellerini kalçalarına attı, eteğini yukarı sıyırmaya başladı. Bu arada annemin göbeğini yalıyordu. Annem o kadar kıvama geldiki nerdeyse ayakta duramıyor eniştem elleriyle ona destek oluyordu. Eniştem önden elini bir soktu ki annemin amı ve götü ellerinin içinde yok oldu. Eliyle sıkıyordu ki annem inlemeye başladı. Teyzem de
— Sus kız, tolga duyacak şimdi dedi. Eniştem bunun üzerine
— Sahi bu çocuk hiç kalkmaz mı ya, dedi. Kalkarsa boku yedik naparız, dedi. Teyzem de
— O da bize katılır. Onun canı yok mu, dedi. Annem de
— Yapma ya! Beni mi sikecek, dedi.
— Kızım ensest değil miyiz? Yapacak elbet! Sadece seni değil, benim karıyı da sikecek. gerçi o kadar büyüdü mü o, dedi. Teyzem de
— Hem de ne büyümek! Bir yarrak var seninkine yakın valla, deyince
— Bak sen! Nerde gördün kız sen, dedi eniştem. O da
— Banyoda bir gün sesler geliyordu. Size gelmiştim. Sen içerdeydin, dedi anneme. Su içmeye kalktım. banyo önünden geçerken sesler duydum eğilip baktığımda 31 çekiyordu seninki, dedi. Eniştem
— Eee çok mu büyüktü bu kadar yahu? Etkilenmiş gibi anlatıyorsun, dedi. Teyzem de
— Valla bir kadını doyuracak kıvamda geldi bana, dedi. Annem de
— Evet, doğru enişte. Bayağı büyüdü tolga, değişti. Ben çok gördüm, dedi. Banyoda, yatarken, uyurken, şortun arasından hep görüyordum dedi.
Içimden bir ses beni de çağırın diye yalvarıyordu ama eniştem
— Durun bakalım daha erken. Hele biraz daha palazlansın ondan sonra bakarız, dedi ve hayallerim suya düşürdü. Bırakın şimdi bunları baldız. Kaynatma muhabbeti de ver artık, dedi. Annem
— Ne acelen var, sabaha kadar vakit var, dedi.
Annem hala ayaktaydı. Eniştem dişleri ile annemin külodunu aşağı indirdi. Sonra da bir çırpıda eteğini çıkardı. Annemin üzerinde sadece tişört ve içinde sütyeni kalmıştı. Eniştem önce tişortü çıkardı. Annemi yanına oturttu ve sütyenin üzerinden göğüslerini sıkmaya başladı. Annemim göğüs uçları dut kadar oldu. Zaten büyük ve dikti. Hepten dimdik olmuştu.
Teyzem ikinci planda kalmıştı ama oda kocasının elleyebildiği yerlerini elliyordu. Eniştem annemin belinden tuttu ve
— Hadi bakalım! Çık üstüne şunun, dedi. Annem
— Nasıl olcak enişte? Hepsini alamam ben. Aşağı yatayım, sen yavaş yavaş gir, dedi. Eniştem annemi kendine doğru bir hışımla çekti.
— Hadi kız nazlanma sen nelerini alırsın bu azgınlıkla, dedi ve annemi bir hışımla bacaklarının üstüne oturttu. Annem
— Dur canımı yakma, yoksa vermem, dedi.
Teyzem de annemi bastırmaya başladı. Zorla tecavüze döndü olay. Annem bağırmaya başladı. Odamdan çıkıp olaya mudahele etmek istedim ama eniştem döver korkusu ile çıkamadım.
Annem ağlıyordu.
— Zorla olmaz ki canım! Ne güzel alıştıra alıştıra yapıyorduk, birden bu şiddet niye? Ben orospu muyum? Orospuya bile böyle yapılmaz, dedi. Eniştem
— Haklısın özür dilerim, dedi ve saçlarını okşamaya başladı. Napıyım kızım ne zamandır bu anı bekliyordum? Çok güzelsin. Seni bulunca bir an önce becermek istiyorum, dedi. Teyzem de
— Kızım azdırdık adamı, artık vereceğiz çaresi yok, dedi. Annemde
— Ben vermiycem demedim ki. Ama her şey güzellikle olsun. Ne o öyle tecavüz eder gibi, dedi. Eniştem
— Neyse, hadi boşverin. Artık işimize bakalım, dedi. Annem bunun üzerine
— Ver bakalım şunu, nasılmış görelim, deyip eniştemin baldırlarına oturdu.
Annem ayaklarını oturdukları kanepeye basıp eniştemin o kalın yarrağının üztüne oturmaya çalıştı. O kadar kalın dı ki annem zorla oturuyordu. daha kafası girmemişti annem
— Off, canım yanıyor. Sırılsıklam oldum ama yine de girmiyor bu, dedi. Eniştem
— Acele etme güzelim. Hepsi senin, sana feda olsun, deyip güldü. Teyzem
— Kızım sen bana sor. Sen bir kere alıyon, ben her gece alıyorum onu, dedi.
Annem yavaşça yukarı aşağı zıplamaya başladı. Eniştemin yarrağının kafasından sonraki bölümü içine almaya başladı. Teyzem
— Kız iyi gidiyorsun, ben bu kadar rahat alamıyorum, deyince eniştem de
— Eee, kaç senedir hasret bırakta olsun o kadar, dedi.
Annem gerçekten azimliyidi ve hepsini almaya kararlı görünüyordu. Bir müddet sonra annem eniştemin baldırlarına kadar oturmaya başladı. İnanılmaz bir görüntüydü! O kocaman yarrak bir çıkıyor, bir kayboluyordu. Annemden bembeyaz sular akmaya başladı. Anlaşılan gelmişti ama almaya devam ediyordu. Eniştemin gelmeye niyeti yoktu. Annem biraz daha zıpladıktan sonra bitkin bir halde "ohhh" diyerek eniştemin üstüne kapaklandı.
Eniştem ellerini annemin kalçalarında gezdirmeye başladı ve parmaklarını annemin göt deliğine sokmaya çalıştı. Annem bitkin olduğu için tepki vermiyordu eniştemin göğsüne kapandığı için. Eniştem teyzeme arkadan yapıcam işareti yapıyordu. Teyzem de sen söyle gibilerinden hareketler yapıyordu. Eniştem
— Baldız önün tadını aldık, bi de arkanın tadına bakalım, dedi. Annem
— Enişte dur, kendime geleyim. Hayatımda ilk defa böyle bir yarrak aldım içime. Böbrek yataklarımda hissettim valla. Abla sen nasıl dayanıyorsun ya, deyince gülmeye başladılar. Eniştem teyzeme
— Kalk kız krem bul, dedi. Annem de
— Ecza dolabında var, al, dedi. Ama ecza dolabı benim odamdaydı. Teyzem de
— Nerede dolap, deyince
— Tolganın odasında. Çaktırmadan gir içeri, al hemen gel, dedi annem.
Teyzem yarı çıplak odama gelicekti. Heyeceanlandım ve hemen yatağıma yattım ama teyzem çıplak değildi. Sadece üzerine elbisesini giymişti. Odaya girdi. Işığı yaktı. Ecza dolabı biraz yüksekteydi. Sandalyeye çıkıp alması gerekiyordu. Nitekim öyle yaptı. Ben de fırsat bu fırsat hemen dikizlemeye başladım.
Teyzemin götünü alttan bakınca hiç görmemiştim. Çok güzel görünüyordu. Ecza dolabında kremi almak bu kadar uzun sürmese diye düşünüyordum. Teyzem sanki bilerek sandalyeden inmiyor, bana frikik veriyordu.
Sonra indi. Benim başımı okşadı. Uyur numarasını her zaman iyi yaparım. Teyzem bana
— Uyu uyu da malın iyice büyüsün, sonra gel teyzeni yarağa doyur, dedi. Duyduklarıma inanamıyordum teyzem beni arzuluyordu.
Elini benim alete attı. Sabahtan beri kalkık olan sikim taş gibiydi. Teyzem sikimi sıvazlamaya başladı. Zaten 1-2 dokunsan gelecek olan sikim öyle bir patladı ki teyzem ne yapacağını şaşırdı.
— Eyvah geldi oğlan, dedi ve alelacele odadan çıkıp kapıyı kapattı.
Annemlerin yanına oturdu. Kremi açtı. Eliyle annemin göt deliğine sürdü. Sonra da eniştemin yarağına sürmeye başladı. İlginç olan annem yarım saat enişteminkini içine aldı. Boşaldı ama eniştemde hala tık yoktu. Ben olsam şimdiye en az 5 defa gelmiştim diye düşündüm.
Eniştem annemi kanepeye doğru domalttı, eliyle sikinin kafasını sıvazladı ve annemin o daracık göt deliğine dayadı. Girmesi imkansızdı. Teyzem
— Kızım bugüne kadar bana çok denedi ama bir türlü alamadım. Bakalım sen ne yapıcan, dedi. Annem de
— Ben de ilk defa alıyorum. Bilmiyorum. Acırsa bırak deyince bırakırsın enişte, tamam mı, dedi. Eniştem
— Karı sen önden de alamıyorsun ki bunu, deyince teyzemin yüzü düştü. Morali bozulmuştu anlaşılan. Zaten alabilseydi, eniştem anneme göz koyar mıydı? Kimbilir, belki de annem yerine teyzemi almadı diye dert yanıyordur içinden.
Eniştem yarağının kafasını iyice bastırmaya başladı. Annem acının etkisiyle bağırmaya başladı ama eniştem duracak gibi görünmüyordu.
— Kızım dur, bir alışsın gerisi gelecek. Sık azcık dişini. Sen de sabahtan beri alıyorsun şimdi de alırsın, dedi.
— Ama çok acıyor, diye dert yandı annem.
Zavallı annem o yarağı almak gerçekten zordu ve yüzüne bakılırsa gerçekten acı çekiyordu. Ama ben yine de müthiş zevk alıyordum sikilien annem olmasına rağmen.
Eniştem
— İyice alıştı. Bak şimdi, hepsini sokucam hazır mısın baldız, dedi. Annem de
— Sok artık, bitsin bu işkence, dedi.
Eniştem iyice abanmaya başladı. Annem bağırdı. Teyzem de
— Sus kız! Tolga uyanacak şimdi. Zaten az once yanına gidince bir yokladım, siki kazık gibi olmuş. Bir iki zıvazladım, patladı pezevenk, dedi. Gülmeye başladılar. Eniştem
— Ulan karı, senden korkulur. Uyuyan çocukla ne işin var? Boşuna pislendi çocuk, dedi.
Benden konuşmaları hoşuma gitmişti. Eniştem
— Nasıl bari? İyice mi salatalığı, dedi. Teyzem de
— Valla, şimdi çağırıcam. O da beni siksin. Benim yüzüme bakan yok, dedi. Eniştem bunun zerine
— Karı, benim gelmeye niyetim yok. Birazdan seni alıcam altıma dedi.
Eniştemim git gelleri hızlanmıştı. Annem de ilkinde olduğu gibi feryat etmiyordu.
— Getirelim mi kız, ister misin, dedi. Annem başını isterik bi şekilde salladı.
Teyzem annemin amını okşamaya başladı eniştem köklüyor teyzem parmaklıyor annem zevkten çıldırtıyordu. Çok geçmedi ki annem titreyerek boşaldı. "Bu akşamı ömrüm boyunca unutmayacağım" dedi ve kanepeye uzandı.
Belli ki annem bitmişti. Eniştem "Baldız geldi. Sıra sende hatun. Gel bakalım" dedi. Her zaman alışık olduğu vücüda öpücükler kondurmaya başladı. Teyzem inlemeye başladı. Eniştem teyzemi annemin yanına yatırdı ve bacaklarını omzuna aldı. Yarrağını öyle bir kökledi ki teyzem çığlık atarak
— Yavaş, çok canımı yakıyorsun. Her seferine bunu yapmak zorunda mısın be adam, dedi. Eniştem de
— Kızım seni böyle sikmek hoşuma gidiyor dedi. Ama biraz daha bağırın da tolga uyansın ister misiniz dedi. Annemde
— Sakın ha! Uyanırsa ayıp olur. O da isterse naparız sonra dedi.
Bu duyduklarım beni cesaretlendiriyordu. Bir yolunu bulup katılmalıydım onlara. Aklıma bir fikir geldi: gözlerimi ovarak uykulu numarası yapıp odadan çıkmak ve onları görünce olaya katılmak.
Tüm cesaretimi toplamalıydım ama eniştemin teyzemi sikişini seyretmek istiyordum. Çünkü eniştem gerçekten iyi bir sikiciymiş, onu fark ettim.
Teyzem
— Yeter artık! Gel be adam. Siktin belamızı, dedi. Teyzem sarsılarak geldi ama eniştemin hala gelmeye niyeti yoktu. Teyzeme
— Seni de götten sikecem bu akşam. Bak kardeşin nasıl aldı. Sen niye alamayasın, dedi ve teyzemin götünü kendine doğru çevirdi.
Teyzem istekli değildi ve karşı koyuyordu. Eniştem de
— Sus be kadın domal zorluk çıkarma bana, dedi. Teyzem
— Hayır, istemiyorum zorla mı be adam, deyince kapışmaya başladılar. Annem de olaya müdahele etmek istedi.
— Abla ne var bunda? Yavaşça alırsın işte, dedi.
Teyzem inat ediyordu. Eniştem en sonunda "Ehhh yeter ama", dedi ve teyzemin kalçasını iki eliyle kavradı. Teyzem yan yatar pozisyonda iken
— Zorla mı istiyon, al o zaman, dedi teyzem bağırmaya başladı. Eniştem
— Sus! Tolga duyacak, dedi. Annem de
— Evet abla duyacak şimdi, dedi.
Eniştem yarağının kafasını teyzemin göt deliğine dayadı. Krem istedi. Annem de hemen verdi. Eniştem "Sen sür" dedi. Annem de parmaklarına sıkıp teyzemin deliğine sürmeye başladı. Eniştem "Bana da sür. Kurumuş bu yarak" dedi. Annem eniştemin yarrağına da sürdü. Eniştem gerildi ve öyle bir geçirdi ki teyzem feryat figan...
Tam bu sırada çıkmalıyım dedim ve kapıyı açıp çıktım. Onlar bana ben onlara bakıyordum. Gözlerimi ovarak
— Ne oluyor burada ya, dedim. Eniştem
— Gel lan piç kurusu, sen de katıl. Zamanı geldi artık, dedi.
Ben yanlarına doğru yöneldim annem kanepenin örtüsü ile açıkta kalan yerlerinin hiç olmazsa bir kısmını kapatmaya çalışıyordu.
— Anne boşuna uğraşma. O örtüyle yaptığın ayıbı kapatamazsın, dedim. Annem ağlamaya başladı. Hemen yanına gittim.
— Ama sende haklısın. Kaç senedir erkeksiz yaşıyorsun. Kızmıyorum sana ama bana gelebilrdin bu konuda. Ben sana yardımcı olurdum, dedim. Annemin gözlerinin içi parladı sanki bu bakış bundan sonraki günlerde benime beraber olacağını anlatmaya yetmişti.
O akşam bende aralarına katıldım. 4 kişi sabaha kadar sikiştik ve ondan sonraki günlerde bazen yalnızca annemi bazen teyzemi bazen de ikisini birden siktim.
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.04.10 09:00 Taraftarium24hd ((DUBLAJ)) Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Animasyon Filmi Full HD izle

((DUBLAJ)) Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Animasyon Filmi Full HD izle
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak

https://preview.redd.it/eib5h3lgvxr41.jpg?width=300&format=pjpg&auto=webp&s=6f8a176733e5710abc40d33c99ae03d058629de3
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi ne zaman vizyona girecek vizyon tarihi : 24 Mayıs 2019
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi Yönetmeni : Pierre Greco, Nancy Florence Savard
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi Oyuncu Kadrosu Oyuncuları : Rachelle LeFevre, Rachid Badouri, Noel Fisher
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi Konusu : Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak, efsanevi bir yaratığın dünyada var olduğunu ıspatlayabilmek amacıyla çok zorlu bir maceraya atılan Simon ve Nelly’nin hikayesini anlatıyor. Bir üniversitede asistan olarak çalışan Simon Picard, kocaayak ile ilgili bir araştırma içine girer. Ancak Simon, bu yaratığın varlığından kimseyi ikna edemiyecektir. Pek çok bölgede kocaayağa benzeyen varlıkların olduğuna inanır ve tüm amacı onun yaşadığını ortaya çıkarmakla uğraşır. Bu süreçte bir hayırseverden de yardım alan Simon, sonunda gerçekliğin var olduğunu ortaya çıkarmak için yola çıkmaya hazırdır artık. Bu esnada Simon, acemi bir dedektif Nelly Maloye ile tanışır. Hayatında köklü bir değişiklik içine girmek isteyen Nelly, kocaayağın varlığını kanıtlamak için Simon'a bu yolculuğukta eşlik etmeye karar verir. Bir kaşifin eski bir günlüğünü rehber olarak kullanacak olan Simon, Nelly ile beraber neredeyse dünyanın yarısını gezeceklerdir. En sonunda eski çağlardan kalma bir bölgeye ulaşan ikili, efsanevi yaratığın inine doğru yol alırken, bir dizi tehlike ile karşılaşacaklardır. Yönetmenliğini Pierre Greco ve Nancy Florence Savard, birlikte yapıyor, seslendirmede ise, Rachelle LeFevre, Rachid Badouri, Noel Fisher gibi isimlerden oluşuyor.
Animasyon Filmi izle LİNK: Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi Türkçe Dublaj izle
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak 2020 Filmi izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Tek parça izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Full hd izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Türkçe Dublaj izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Türkçe Altyazılı izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi konusu, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi 720p izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi 1080p izle,
submitted by Taraftarium24hd to u/Taraftarium24hd [link] [comments]


2020.03.26 20:11 karanotlar Salgın Durumu Üzerine

Alain Badiou
Çeviri: Büşra Özcan ve Dicle Kızılkan
Başından beri, viral bir pandemi ile karakterize edilen güncel durumun hiç de öyle özellikle olağanüstü olmadığını düşündüm. AIDS’in (viral) pandemisinden kuş gribine kadar; Ebola virüsü, SARS1 virüsü, birkaç başka gribi de unutmadan –antibiyotiğin iyileştirmediği verem çeşitlerine, kızamığın geri dönüşüne değinmiyorum bile– dünya pazarının, tıbben yetersiz bölgelerin varlığı ve gerekli aşılar konusundaki küresel disiplinin eksikliği ile birleşerek kaçınılmaz olarak ciddi ve yıkıcı salgınlar ürettiğini biliyoruz (AIDS özelinde, birkaç milyon ölüm). Mevcut pandemi halinin, oldukça konforlu ‘Batı Dünyası’ndaki büyük etkisini saymazsak –ki bu bile başlı başına yeni bir önemi olmayan, bunun yerine sosyal medyada şüpheli ağıtları ve iğrenç ahmaklıkları ortaya çıkaran bir gerçek– bariz koruyucu önlemlerin ve yeni hedeflerin yokluğunda virüsün ortadan kalkması için geçecek sürenin ötesinde, neden bu kadar üst perdeden konuşmanın gerekli olduğunu anlamadım.
Dahası, devam eden salgının gerçek adı hatırlatmalı ki, gökkubbenin altında yeni bir şey yok. Bu gerçek isim SARS 2, yani ‘Ağır Akut Solunum Sendromu 2’, tanımın (2003 baharında dünyaya yayılan SARS 1 epidemiğinden sonra) ikinci defa kullanıldığını gösteriyor. O zamanlar ’21. yüzyılın ilk bilinmeyen hastalığı’ olarak adlandırılmıştı. O halde mevcut salgının hiçbir şekilde, radikal ölçüde yeni veya eşi benzeri görülmemiş bir şey olmadığı açıktır. Bu yüzyılda türünün ikinci örneğidir ve ilkinin varisi olabilir. Öyle ki bugün yetkililere tahmin konusunda yöneltilebilecek tek manalı eleştiri, SARS 1 deneyiminden sonra SARS 2 ile mücadele etmeyi mümkün kılacak hakiki araçları sağlayabilecek araştırmaların fonlanmamış olmasıdır.
Bu yüzden diğer herkes gibi kendimi evimde tecrit etmeye çalışmaktan başka yapacak bir şey veya diğer herkesi aynısını yapmaya teşvik etmeyi amaçlayan laflardan başka söylenecek bir söz olduğunu düşünmedim. Bu noktada katı bir disipline bağlı kalmak, en çok maruz kalanlara destek olmak ve temel koruma sağlamak açısından gereklidir. En çok maruz kalanlar, enfekte olanlar dahil diğerlerinin disiplinine güvenebilmeleri gereken, ön cephede yer alan sağlık personeli; bakım evlerinde bulunan yaşlılar gibi en zayıf olanlar ve hastalığın kendisine bulaşma riski yüksek olan, her gün işe gidenlerdir. ‘Evde kal’ emrine itaat edebileceklerin disiplini, evi olmayanlara veya ev demeye bin şahit isteyecek yerlerde yaşayanlara güvenli bir barınak bulmayı ve önermeyi de kapsamalıdır. Bu durumda otellere el konulması tasavvur edilebilir.
Bu görevlerin giderek daha acil olduğu doğrudur ancak en azından ilk tahlilde, büyük bir analitik çabayı veya yeni bir düşünme biçiminin oluşturulmasını gerektirmiyor.
Ama yakın çevremde rastladıklarım da dahil olmak üzere, yarattıkları kafa karışıklığı ve içinde bulunduğumuz basit durumu anlamadaki mutlak yetersizlikleriyle beni öfkelendiren çok şey okuyor ve duyuyorum.
Bu buyurgan bildirgeler, patetik çağrılar ve ısrarlı suçlamalar değişik biçimler alsa da hepsi mevcut pandeminin inanılmaz basitliğini ve acayiplik yokluğunu hor görme konusunda bir. Kimileri, doğası gereği yaptığını yapmaya mecbur güçler karşısında gereksizce bir kölelik halinde. Ötekilerse gezegene ve onun esrarına yakarırlar, ki beyhudedir. Berikiler her şeyde talihsiz Macron’u suçlar ki garibim epidemi ya da savaş zamanlarında devletin başı olarak ne yapması gerekiyorsa onu yapmaktadır ve işini yapmakta diğerlerinden geri kalıyor da değildir. Bazıları, eşi görülmemiş bir devrimin (virüsün imhasıyla olan bağı hala anlaşılmaz olan) kurucu olayı hakkında kuru gürültü yaparlar - devrimcilerimiz yeni bir araç filan da sunmamıştır bu arada. Kimileri kendilerini kıyamet karamsarlığına batırır. Diğerleriyse çağdaş ideolojinin altın kuralı ‘önce ben’in bu defa kendilerine çıkar sağlamayışından, yardım etmeyişinden ve hatta belanın belirsizce sürmesinin suç ortağı oluşundan ötürü örselenmiş hissederler.
Görünen o ki salgının zorluğu her yerde Aklın esas işlevini ortadan kaldırıyor, özneleri Orta Çağ’da veba ortalığı süpürürken gelenekselleşmiş acınası tesirlere dönmeye zorluyor (mistisizm, uydurma, dua, kehanet ve lanet).
Sonuç olarak, bir şekilde bazı basit fikirleri bir araya getirme mecburiyeti hissediyorum. Onlara memnuniyetle Kartezyen derdim.
O halde, başka yerlerde pek bayağıca tanımlanmış ve bu yüzden de pek bayağıca ele alınmış sorunu tanımlayarak başlayalım.
Bir salgın, doğal ve toplumsal belirlenimler arasında her zaman bir bağlantı noktası olması gerçeği nedeniyle karmaşıktır. Kapsamlı analizi çaprazlamadır; kişi iki belirlemenin kesiştiği noktaları kavramalı ve sonuçları buna göre çıkarmalıdır.
Örneğin, güncel salgının ilk dayanağı yüksek ihtimalle Wuhan bölgesinin pazarlarında bulunabilir. Çin pazarları tehlikeli kirlilikleriyle, üst üste yığılmış her türlü canlı hayvanın açık hava satışının engellenemeyişiyle bilinirler. Dolayısıyla belirli bir anda yarasalardan gelen virüs, vasat hijyen koşullarında ve kalabalık ortamda, bir hayvan formunda kendine yer bulmuştur.
Virüsün bir türden diğerine olan yörüngesi böylece insan türüne doğru seyreder. Tam olarak nasıl? Henüz bilmiyoruz ve yalnızca bilimsel çalışmalardan öğrenebileceğiz. Hazır değinmişken, kendilerine bakılırsa her şeyin kökeninde Çinlilerin yarı canlı yarasa yemesi yatan, internette dolanan tipik ırkçı anlatılara ve sahte görsellere sövelim...
Sonunda insana ulaşan hayvan türleri arasındaki bu yerel geçiş tüm meselenin başlangıç noktasıdır. Bundan sonrası artık yalnızca çağdaş dünyanın temel bir verisinin işlenmesidir: Çin’in devlet kapitalizminin emperyal rütbeye yükselişi, diğer bir deyişle yoğun ve evrensel bir şekilde dünya pazarında bulunma durumu. İşte karantina başlayana dek çoktan sayısız yayılım ağının oluşmuş olmasının sebebi budur. Çin hükümeti çıkış noktasını, yani 40 milyon nüfuslu bir eyaleti son derece başarılı bir şekilde tecrit etmişti; fakat bu hamle epideminin yerküreye yayılmak üzere yola çıkışını, uçaklarla ve gemilerle taşınmasını durdurmak için fazla geç kaldı.
Salgını açıklığa kavuşturucu, benim çifte eklem dediğim şu detayı bir düşünün: bugün SARS 2 Wuhan’da zapt edildi ancak birçoğu yurtdışından gelen Çin vatandaşları sebebiyle Şanghay’da bir sürü vaka var. Dolayısıyla Çin’de ilki arkaik sonraki modern olmak üzere; kötü koşullara sahip eski usul pazarlardaki doğa-toplum kesişimi ile kapitalist dünya pazarının hızlı ve aralıksız hareketliliğine dayanan küresel dağılım arasındaki bağı gözlemleyebiliyoruz.
Sonrasında devletlerin yerel olarak bu dağılımı bastırmaya çalıştığı aşamaya giriyoruz. Salgın çaprazlama/evrensel ilerlerken hükmün yerel kaldığını da belirtelim. Bazı ulus-ötesi otoritelere rağmen, ön cephede olanların yerel burjuva devletler olduğu açıktır.
Burada çağdaş dünyanın büyük bir çelişkisine değiniyoruz. İmal edilen malların seri üretim süreci de dahil olmak üzere ekonomi, dünya pazarının himayesi altına girmektedir; basit bir cep telefonu montajının bile en az yedi farklı devlette, maden sektörü de dahil olmak üzere işgücü ve kaynakları harekete geçirdiğini biliyoruz. Ne var ki siyasi güçler esasen ulusal ölçekte kalmaktadır. Avrupa, ABD gibi eski emperyalizmler ile Çin, Japonya gibi yeni emperyalizmler arasındaki rekabet, kapitalist bir dünya devletiyle sonuçlanacak herhangi bir süreci dışlamaktadır. Salgın aynı zamanda ekonomi ve politika arasındaki ayrımın çirkince kendini teşhir ettiği bir andır. Avrupa devletleri bile virüs karşısında politikalarını zamanında ayarlamayı başaramıyorlar.
Bu çelişkinin gölgesinde, ulus devletler riskin doğası onları yetkilerinin eylem ve biçiminde değişiklik yapmaya zorlasa da Sermaye’nin işleyişine mümkün olduğunca riayet ederek salgınla baş etmeye çalışıyor.
Ülkeler arasındaki bir savaş durumunda devletlerin, yerli sermayeyi kurtarmak için, beklenileceği gibi yalnızca halk kitlelerine değil burjuvaziye de hatırı sayılır sınırlamalar getirmek zorunda olduğunu çok uzun zamandır biliyoruz. Kimi endüstriler doğrudan hiçbir paraya çevrilebilir artı değer yaratmayan askeri teçhizatın ölçüsüz üretimi adına neredeyse tümüyle millileştirilmiştir. Çoğu burjuva memur olarak silah altına alınmış ve ölümle karşı karşıya getirilmiştir. Bilim insanları yeni silahlar üretmek için gece gündüz çalışmış, pek çok entelektüel ve sanatçı ulusal propaganda ihtiyacını karşılamaya zorlanmıştır, vb.
Bir salgınla karşı karşıya kalındığında bu türden bir devletçi refleks kaçınılmazdır. Bu nedenle, Macron ve başbakan Edouard Philippe’in ‘refah’ devletinin dönüşüne ilişkin açıklamaları (işsizleri desteklemek için harcama yapmak, dükkanları kapanan serbest çalışanlara yardım etmek, devlet hazinesinden 100 ya da 200 milyar talep etmek ve hatta ‘millileştirme’ ilanları) şaşırtıcı ya da paradoksal değildir. Buradan çıkan sonuç Macron’un kullandığı metaforun –Koronavirüse karşı savaştayız– doğru olduğudur: Savaşta ya da salgında, devlet stratejik bir felaketten kaçınmak için kimi zaman sınıf doğasının olağan seyrini ihlal etmek, daha otoriter ve umumu hedefleyen uygulamaları üstlenmek zorunda kalır.
Bu tutum, mevcut toplumsal düzenin içinde kalarak ve mümkün olan en yüksek kesinlikle, salgını zapt etme amacının –Macron’un metaforunu yeniden ödünç alırsak, savaşı kazanmanın– bütünüyle mantıksal sonucudur. Şakası olmayan, doğa (dolayısıyla bilim insanlarının bu konudaki rakipsiz rolünü) ve toplumsal düzeni (dolayısıyla devletin, ki başka türlüsü olamazdı, otoriter müdahalesini) kesiştiren ölümcül bir sürecin yayınımının dayattığı bir zorunluluktur.
Bu çabanın ortasında büyük bir boşluğun belirmesi kaçınılmazdır. Koruyucu maske yokluğunu ve hastane izolasyonu konusundaki hazırlıksızlığı göz önünde bulundurun. Ama kim bu tür bir durumu ‘tahmin etmekle’ böbürlenebilir ki? Belirli açılardan devletin mevcut durumu engellemediği doğru. On yıllar içinde ulusal sağlık sistemini, kamu yararına hizmet eden tüm devlet sektörleriyle birlikte zayıflatarak devlet, yıkıcı bir salgına benzer hiçbir şey ülkemizi etkileyemezmiş gibi davrandı. Bu açıdan devlet, yalnızca Macron şahsında değil, geçtiğimiz 30 yılda göreve gelenlerin tümü şahsında, mutlak suçludur.
Ancak şu belirtilmelidir ki, belki birkaç yalıtık bilim insanı haricinde, hiç kimse Fransa’da bu tür bir salgının yaşanabileceğini öngörmemiş, bunu hayal dahi etmemiştir. Pek çok kimse büyük ihtimalle bu tür bir şeyin izbe Afrika ya da totaliter Çin’e müstahak olduğunu düşünmüştür, demokratik Avrupa’ya değil. Nutuk atma ve son zamanlarda kendilerine seçtikleri gülünç hedef Macron hakkında yaygara koparmaya devam etme hakkının tadını çıkaran solcular –ya da Sarı Yelekliler ve hatta sendikacılar– da bunu kesinlikle öngöremediler. Tam tersine, salgın Çin’den gelmekteyken, çok yakın zamana kadar, onların –kim olursa olsun– bugün olan bitene ilişkin iktidarın aldığı önlemlerdeki gecikmeleri yüksek sesle mahkûm etme ehliyetlerini elinden alması gereken kontrol dışı toplantılar ve gürültülü gösteriler gerçekleştirdiler. Doğrusunu söylemek gerekirse Macron devletinden önce bu tedbirleri hiçbir siyasal güç almamıştır.
Devlet bakımından durum, burjuva devletin açıklıkla, kamusal olarak, burjuvaziden daha geniş kesimlerin menfaatine davranırken, stratejik olarak gelecekte bu devletin genel biçimini temsil ettiği sınıf çıkarlarının üstünlüğünü sürdüreceği mahiyettedir. Bir başka deyişle, konjonktür devleti, kendisi genel mahiyette olan bir düşmanın –savaş zamanlarında bu yabancı işgalci olabilir, mevcut durumda SARS 2 virüsüdür– içerideki varlığından ötürü durumu yetkili temsilcisi olduğu sınıfın çıkarlarını daha kamusal çıkarlarla kaynaştırmaya başvurarak kontrol etmeye zorlamaktadır.
Bu tür bir durum (dünya savaşı ya da dünyasal salgın) politik düzlemde ‘tarafsız’dır. Geçmişteki savaşlar yalnızca iki durumda, Rusya’da ve Çin’de – bunlar o dönemin imparatorlukları bakımından aykırı değerler olarak adlandırılabilir– devrimleri tetikledi. Rusya örneğinde bunun nedeni Çarlık rejiminin her anlamda ve çok uzun süredir, ve aynı zamanda bu uçsuz bucaksız ülkede gerçek bir kapitalizmin doğumuna potansiyel olarak adapte olan bir güç olarak, gerilemesiydi. Ve ona karşı, Bolşevikler suretinde, olağanüstü liderler tarafından iradeli bir biçimde yapılandırılmış, modern bir politik öncü mevcuttu. Çin örneğinde, devrimci iç savaş dünya savaşını öncelemişti ve Çin Komünist Partisi henüz 1940 senesinde denenmiş ve sınanmış bir halk ordusunun başında bulunuyordu. Buna karşın hiçbir Batılı güç muzaffer bir devrimi tetiklemedi. 1918’de yenilen Almanya’da bile Spartakist ayaklanma hızlıca ezildi.
Bundan alınacak ders açık: sürmekte olan salgın, salgın olarak, Fransa gibi bir ülkede kayda değer hiçbir siyasal sonuç doğurmayacaktır. Burjuvazimizin –yeni başlayan homurdanmaları ve yaygın olsa da eften püften sloganları göz önüne alınacak olursa– Macron’dan kurtulma vaktinin geldiğine inandığını varsaydığımızda bile bu hiçbir kayda değer değişiklik anlamına gelmeyecek. ‘Siyaseten doğru’ adaylar, köhne olduğu kadar tiksinti verici de olan ‘milliyetçiliğin’ küflenmiş bir biçiminin müdafileri olarak halihazırda kulislerde beklemekte.
Bu ülkenin politik koşullarında esaslı bir değişimi arzulayanlar olarak bu salgının doğurduğu aralıktan ve hatta –bütünüyle gerekli olan– izolasyondan politikanın yeni biçimleri, yeni politik alanlara ilişkin tasarılar ve komünizmin görkemli yaratımını ve –ilgi çekici olmakla birlikte son kertede yenilgiye uğramış– devletçi deneyimini takip edecek olan ulus-aşırı üçüncü aşaması üzerine çalışmak için faydalanmalıyız.
Ayrıca salgın gibi bir hadisenin kendi başına politik olarak yaratıcı bir yönde etkili olabileceğine inanan her bakış açısının sıkı bir eleştirisini gerçekleştirmek gerekiyor. Salgın hakkındaki bilimsel bilginin genel yayılımına ilaveten, politik bir talep yalnızca hastaneler ve halk sağlığı, okullar ve eşitlikçi eğitim, yaşlıların bakımı ve bu türden başkaca sorunlara ilişkin yeni ifade ve görüşlerle sürdürülebilir. Herhalde yalnızca bunlar mevcut durumun su yüzüne çıkardığı tehlikeli güçsüzlüğün bilançosu ile birlikte telaffuz edilebilir.
Sırası gelmişken açıkça ve cesaretle sözde ‘sosyal [olan] medya’nın, bir kez daha palavracıların akli felcinin, raydan çıkmış söylentilerin, nuh nebiden kalma ‘yenilikler’in keşfinin ve hatta faşizan gericiliğin yayılması için bir zemin olduğu açıkça ve cesurca gösterilmelidir.
İzolasyonumuz süresince bile ve hatta özellikle de bu süreçte, bilim tarafından kontrol edilebilir hakikatler ve yeni bir politikanın ayağı yere basan perspektifleri, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik amaçları haricindeki hiçbir şeye güvenmeyelim.
https://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/696-salgin-durumu-uzerine
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.02.09 11:59 SikiTuttunSaruman KGB REDDİTİN KURULUŞU 8.BÖLÜM

Her şey çoktan sona erdi.
Sarumanın günlükleri 9. Kayıp cilt, 2.ekleme, sayfa 1119
~~ Bu bölümün müziği~ ~
"Ne ilginçtir ölüm!"
Diye bağırdı u/YanikTheGent
KGBTR ayaktayken içtiğimiz şarapların ahengine kapılmıştı o da.
Beyaz asamı alıp ilerlerken geçtim tonla hobbitin arasından, tavernamızda yine soğuk yellerin yadigarı bulutların gür şarkısı patlıyordu. fakat bu sefer tek bir farkla, masanın üzerinde zıplayan u/rientala19'un ayak sesleri bozuyordu tüm ritmi.
Rasathanenin sokağını geçtiğimde sıhhiyeye gelmiştim, yatağında yatan u/s_v_m gülümsüyordu.
"Hala iyileşemedin mi babalık?"
"Ölü gibiyim amına koyayım, benim yerime siz sikersiniz artık repostları" dedi gülerken. Kapıda u/ministerblackveil ve u/berdog elf peksimetleriyle iyileşmesine yardım etmek için bekliyordu.
Yolda gördüğüm u/aprencher'in koluna girdiğimde ise ağzımdan çıkacak bir deli saçmasına inanabilecek yegane adamın o olduğunu biliyordum. "Gitmemiz gerek"
"Nereye Saru? Delirdin mi sen amk?" diye sorgularcasına bakıyordu suratıma, kelimesini ağzına tıkıp devam ettim konuşmama.
"Shadowban ve diğer tonla şey gelmek üzere. u/IAmAHustle u/borderlineomer'i kurtarmak için gitti bile."
"Kgb yalnız kalacak..."
"Zor, ama imkansız değil." diye cevapladı sitemimi.
Her şey giderek daha karmaşık hale geliyordu. Tüm bu soru işaretlerinin arasında aklımdaki tek çıkış yolu, u/s_v_m'nin de bizimle gelmesi olabilirdi sadece. Birkaç komutana ihtiyacımız vardı.
"u/mcakici nasıl olur?" diye sordum sesimi yükseltmeden. Bir büyücünün sessizce bir şeyler fısıldaması ise çoktan dikkatleri çekmişti bile.
"Oo, vay saru. Neler oluyor böyle fısır fısır. Ne işler çeviriyorsun?" diye yaklaştı u/ImmortalThoth. Her şeye muhalefet orospu çocuğu yine bir şeylere çomak sokmuş, cevabımızı bekler duruyordu.
"Dinle..."
"?"
"Bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor. Beklenmedik bir yolculuğa..."
"Ben varım, planı anlat."
Bu fazlasıyla cesur adam ille de tüm planı duymak istiyordu, fakat maia ruhum istemiyordu gerçekleri saçmaya ortalığa. En azından zamanı gelene kadar.
"1 kasımda bizim ile kgb controversial posts'ta benim postun altına buluş, sana her şeyi anlatacağım." dedim eline bir altın tutuştururken.
"Pekala, seni hınzır büyücühehe" diye gülümseyerek çekildi ortalıktan elindeki altının gerçekliğini dişleriyle kontrol etmeyi unutmadan. Bir kişi daha.
************************************************************************************************
O günün sonuna gelene kadar elimden geldiğince çok insana ihtiacım vardı. Lord'un Textpost çağrısı ile ghostları toplamasının ardından bu gereken şey olabilirdi. Tüm kgb'nin içinde olacağı bir aktivite düzenlemeyi deneyebilirdik, ya da elimize yüzümüze bulaştırıp karanlığa esir düşer ve goblinlerin kör yüreklerimizi çürük dişleriyle parçaladığı ana kadar acı icinde dönerdik. Seçim bize aitti.
"Ne düşünüyorsun saru?" diye yaklaştı u/Cathessis. Planımıza o da dahil olacaktı, hem de en beklemediği anda. hehehe. Fakat şimdilik dikkatini dağıtmam gerekiyordu, asamı bir at gibi yola sürdüm ve üzerine atladım; arka kısmına deh diye vururken zıplaya zıplaya uzaklaşıyordum ondan. Sinsi planlarımı farketmiş olamazdı...
"Nerey..."
"Acelem var vuhuu yeni edit yapmam gerek" dedim ak saçlarım suratıma vururken. Zıplaya zıplaya gitmem kafasını karıştırmıştı, işte bu! Şimdi tek ihtiyacım u/terstensaplayan123'ten alacağım bir nsfw ile zabumafuyu bu yolculuğa hazırlamaktı. Yehuv Saruman! İşte şimdi çüklerin savaşma vakti, nasıl olsa downvoterları hakladık sayılır.
Kapıdan girmemle üzerime tekrar hüzünün çoktüğünü hissettim, hala daha shelob ile ayrılığımızın yükleri duruyordu üzerimde. Fakat gerçek bir kgbli üzülmezdi. Sadece seks yapar ve çiğ et kemirirdi, parçalayıp yoluma devam etmeliydim.
*************************************************************************************************
1 Kasım
O sabah sessizce yürüyüp controversial postun altında yerimi almıştım. u/ImmortalThoth da keza oradaydı, ağzımdaki baklayı çıkarmanın zamanı gelmişti.
No nut geldiğine göre şafak sayma vakti. Arkama geçin hobbitler ve KGB, uzun bir yolculuğa çıkıyoruz...
Sesler kesildi kgbde, savaşın üzerinden geçen sadece birkaç günün ardından bunu kimse beklemiyordu sanırım. Ayrıca herkesin kafası sikile sikile türk kahvesi gibi olmuştu, beklediim tepki pek de farklı sayılmazdı aslında.
"Ben varım" diye bağırdı delinin biri, bu u/Lephistodesign'di. "Hadi yola çıkalım!"
Vay canına, hızlı olmuştu.
"Sizinleyim" diye yanıma geldi u/rientala19, sayının giderek artışı ilgimi çekiyordu; dün gece yağlaya ballaya çektiğim 31in ardından bu iyi gelmişti.
"Ben de varım!" diye bağırdı u/Cathessis, "size bir rehber lazım".
Giderek artıyordu sayımız, ilginçleşiyordu her şey.
"Yürü, Saruman!" diye bağırdı mod nişanıyla u/YanikTheGent, istemsizce gaza getiriyordu beni. Keza bir süvari isterdik yanımızda. Masanın üzerinde Textpost gününe özel bırakılmış, kelimelerden bir nsfw gördüm, her şeyi daha da güzel yapıyordu.
Nsfw'nin kendisi
Vay amk.
Hızlı hızlı u/TigrisSs'in yanına yürüdüm, fakat o oralı olmadı. Durumun imkansızlığından dem vuruyordu keza. Fakat yapabilirdik.
"Ben denemiştim daha önce..." dedi u/lettersnumbers_-, "şimdi ne yapmamız gerekiyor?"
Tam da işin siklere varan kısmından bahsedecektim ki bir ses daha yükseldi:
"Milleti gaza getirip, engelleyip zeytin yağı ile 31 çekeceksin. Kanmayın bu deliye, günde 5 postası var!"
İşler çığırından çıkıyordu giderek, böyle giderse asla ilerleyemeyecektik bile. Ne diyeceğimi düşünürken de aklım iyice dolmuştu, ayrıca tereyağı daha iyi olmuyor muydu amk?
"Saruman!" diye girdi konuşmaya u/s_v_m, Deus ex machine gibi belirmişti kapıda orospu çocuğu
"SikiTutmaSaruman!"
Vay amına koyayım, ne ara iyileşti bu da post atıyor. Neyse neyse, bir cüceden zarar gelmez, hele ki böyle bir yolculukta.
"Pekala, o zaman karar verilmiştir. Arkama geçin, gidiyoruz! Heybelerinizi doldurun ve kılıçlarınızı alın sadece, fazlasına ihtiyacımız yok. u/Cathessis bize yolu gösterecek, ha bir de..."
Sorgulayan bakışlar üzerimde yükselirken eline telefon verilmiş avrupa yakası gaffur gibi kalmıştım, ama bombayı patlatmanın tam zamanıydı.
"...bir de 30 gün kremşantiyi balla karıştırmayacağız"
"?"
"Diyorum ki, yumurtayı küçük kapta çırpmayacağız beyler"
"???"
"Yahu harcı fırına atmayacağız işte!"
"FINDIKLIKEK TARİFİ Mİ VERİYORSUN AMK SARUMANI?!"
"Amnskm 1 ay 31 çekmeyeceğiz işte." Fırladı gitti.
“Sen kafayı sıyırmışsın.”
Tam olarak öyle olabilirdi, kadim zabumafu da bu durumdan pek hoşnut sayılmazdı, fakat yapabileceğimizi biliyordum.
“Hadi yola çıkalım.”
*********************************************************************************************
Gün 1
Cathessis ile konuşup yola çıktık, 3 yıldır bu yolun müdavimi olmuş bir adam olarak ihtiyacımız olan yardımı alacağımız kesindi, o ise bizi dar geçitlerle dolu heybetli bir dağın içinde bekliyor olacaktı. İşin ilginci, daha ilk günden bir sürü insanı geri dönerken gördük, pornhub parametreleri gösteriyordu ki 20 milyon kişi çoktan vazgeçmişti bile. Daha ilk günden… İyi yanından bakarsak ise 2 gün önceden herkes sikini duvarlara vura vura 31 çekmiş olacaktı ki, hiç kimseyi kaybetmemiştik. En azından böyle olduğunu sanıyorduk…
*Saat 02:30, Kgb çıkışı eski ormanın derinlikleri, geçici bir post çadırı.
.
Svm: Hadi beyler ben de yatıyorum amk iyice geç oldu, başımıza bir iş gelmesin
u/phalakne: Ben de 2 gün önce niyet ettim allah rızası için son pornomu izlemeye. Sapasağlamız hala, tık yok. Ben nöbeti alırım, hem edit fikri falan geliyor gece olunca, iyi oluyor.
2:45
.
...
"HASSİKTİR!"
Phalakne'nin bağırışıyla kalktım yer minderimden, ne oluyor amına koyayım bu saatte? Gece gece yine köyden atılmış orkların biri tagsiz nsfw paylaşsa, yine de ilk günde sayılırdık sonuçta. Hem bu orospu çocukları zaten genelde redditearth'de yeni oldukları için bir kere ban yediler mi, geri girmezlerdi, yani başka bir şey vardı kesin, ben de asayı çekip çıktım dışarıya; tabi her yer zifiri karanlık, sol elini bile zor görürsün. Sesin geldiği yön aynı zamanda sağımda, kamp ateşinin arkasında olması gereken bir çadırın arkasında kalıyordu, yani en azından öyle olmalıydı fakat dediğim gibi o karanlıkta biri sol taşağınızı çalsa sağdakinin haberi olmazdı. Asayla yolumu kontrol ede ede ilerledim.
Çadırın arkasına vardığımda ise yerde yatan cüceyi gördüm. Onu tanımamam imkansızdı, çünkü yerde yatan can dostum u/corneliusvanbaerle'den başkası değildi, phalakne sağ elini sarıyordu bir bezle. Sakalına bulaşmış zamk ise boynuna dökülüyordu.
"Bir dryad. Ağaç ruhu."
"Ne oldu!" diye sarstım omuzlarından tutarak, bilinci kapanıyordu. Bu ormanın bizi kabul etmeyeceğini ta en başından beri biliyordum ama o olamazdı. Daha ilk günden can dostumu kaybedemezdim.
"Üzgünüm Saruman, ben... Ben kaybettim. Bensiz devam edin."
Bir anlığına "Hayır" demek istedim, fakat artık çok geçti. Phalakne yavaşça ayağa kalktı bir iğneyi corneliusun eline sardığı beze tuttururken. Yapacak bir şey olmadığını vurguluyordu adeta, ben de yük taşıyan keçilerden birinin bağını çözdüm. Üzerine atlarken son bir defa baktı hepimize, bitap düşmüş sayılırdı ama az bir yol vardı gitmesi gereken. u/TigrisSs onun geldiğini görecek ve orada onu alacaklardı büyük ihtimal. Son bir kez baktım gitmeden önce, kısa bir cümle kurdu:
"En azından lord usülü oldu, sakalımıza da bulaştırmadık demeyiz!"
Sonrasında sakalındaki zamkı çıkarmaya çalıştı gözden uzaklaşırken, fakat tek yaptığı diğer eline bulaştırmak oldu tabi.
**********************************************************************************************
Gün 3, u/soyadi elendi.
**********************************************************************************************
Gün 5 Post'u (bas buna önemli). Güvenilir dostum u/aprencher ve onca kişiyi kaybettik. Yolda karşılaştığımız bir mutfuck robotu (tam seçemedim ama yüzü aşırı tanıdık geliyordu) ise garip bakışlarla izledi bize yola devam ederken. Yaklaşık 23 kişiyiz.
*********************************************************************************************
Gün 9.
  1. günden beri u/ovzan'ı görmedik. Umarım başına bir şey gelmemiştir, yolumuza devam ediyoruz. Ha bir de, u/ormanayisi erzağımızın büyük bir çoğunluğunu (özellikle bal) yemiş durumda. Bize cesaretlendirici olaylar anlatıyor en azından, çöldeki kutup ayılarının içinde yer aldığı mitler de var tabi ama sanırım hiçbirimiz o kadar bahtsız değil. Yani sanırım benim dışımda hiçbirimiz. Amk kutup ayıları.
********************************************************************************************
Gün 11.
u/Cathessis ile buluştuk, fakat çoğumuz eksik bir şekilde. Tek tek isimleri saydı kontrol etmek için, ama iyiyiz iyi. Ayrıca bugün palantirle bakarken u/yusufokur'un eski sevgilim sakso çekmiş isimli bir çalışmasına denk geldim. orosbuçocu.
********************************************************************************************
Gün 14.
Zorlanmaya başladım. Gittiğimiz yol bile gittikçe kararıyor, gökteki martıdan yerdeki karıncaya kadar. Ayrıca zabumafu harry potterdaki seçmen şapkaya döndü amk, konuşmaya başladı galiba. Bu arada yolda birkaç kgbliyle daha karşılaştık, sayımız eskisine yaklaştı sayılır.
********************************************************************************************
Gün 23.
Nindalf bataklığında gruplara ayrıldık. Ben hobbit u/rientala19 ve u/Brkndt ile kaldım.
********************************************************************************************
Gün 24.
Toplanmayı başardık, fakat mental olarak çöküntülerin altındayız sanırım. Her şeye muhalefet orospu çocuğu u/ImmortalThoth ve u/7piis de bizimle, 9 kişiyiz. Bataklıkta çoğumuz kayboldu veya çok daha kötü şeyler oldu, bilmiyorum...
********************************************************************************************
GÜN 28.
Orodruin'e çok yaklaştık. Hepmizin elinde nsfwler hazır bir şekilde bulunuyor, ve iskandinav tanrıları gibi ruhlara dönüşecek halde gibiyiz. Ne yapacağımızı biliyoruz. İşin ilginci, grupta N'ut'a çıktığımız ilk gün tonla nsfw paylaşılmasına rağmen bugünlerde tık yokmuş, yani en azından palantir öyle söylüyor. Elimizdeki nsfwleri sonsuzluğun ateşinde yok edebileceğimiz tek yere gidiyoruz, Kgb'den çok uzaktaki bir yanardağa.
********************************************************************************************
Gün 29. Orodruin'e vardık. Saat 00:00'da alevlerin en kızgın olacağı ana az kaldı. Umarım birileri hata yapmaz...
Umarım...
******************
Gün 30'un sonu...
Heybemin cebinden bildiğim yegane nsfwleri çıkardım, çok az kalmıştı. bunları son zamanlarda çevre nsfw sublarından toplamıştım, yani gonewild'dan bahsetmiyorum. çok daha derin ve uzun bir yolculuğa aitlerdi hepsi. Benim değerli Nsfw'lerim!
Değerli...
"Bunu yapmasak ne olur ki?" diye sordu u/rientala19, ne olabilirdi harbiden? Kgbye geri döner ve yaptığımızı söylerdik, bir filmdeki domuz sikme sahnesi gibi olurdu. Herkes ezilmiş bir kondom verir ve yaptığını söylerdi ve geek kulübe alınırdı, her şey sakince devam ederdi. Ama yapamazdık. Tüm bu yolculuğumuzun yegane bir amacı vardı, ve bunu başaracaktık.
Saat 00:00
"ATIN!" diye bağırdı birisi, kıyamet koptu! Tonlar cevher düşüyordu lavların arasına, tonla düş sona eriyordu. Cazgır alevler yükseldi, suratımızı yakan sıcaklığın sessiz hükmü gözyaşlarına karıştı; ve bitti. Başardık?
"Ben atmayacağım!"
Aniden sesin geldiği yöne döndüm, ceketindeki nicki okumaya çalıştım: u/ENESM1.
Üzerine doğru koştururken dağ kızmıştı sanki, zangırdıyordu. Zorla üzerine atılırken hepimiz gözü dönmüş bir şekilde koşturuyorduk. Bunun bedelini sadece o değil, hepimiz öderdik. Hem bizim değerli nsfwlerimiz gitmişti, onunki ne hakla duracaktı?!
"VER ONU." Diye atılırken u/ormanayisi, fakat sağa atılıp sıyrıldı hobbit.
"Hayır! Dur!"
rientala kamasını çekti belinden, sağ elinde sıkıca tutmuş şekilde üzerine yürüdü.
"Durun, durun!"
Çevik bir hamleyle yüksekçe bir yere çıktı u/ENESM1, gözleri başka birine ait bir ışıkla parlıyor, aklını leş kargalarına yedirmişçesine bir sağa bir sola bakıyordu.
7piis yayını çekti şaşkınlığını atlatıp, fakat... sanki farklı bir şey vardı.
"Anlatacağım bir şey!"
7piis'in omzuna dokundum,
"Dinlemeliyiz, Söyleyecekleri olmalı."
Oku sol omzunu sıyırıp geçti konuşmacının.
"Bakın"
O onu oradan çıkarana kadar orada dahi olduğunu farketmediğimiz duvarların arasındaki büyülü bir taşı çekti tüm gücüyle, parlak bir ışık yayıldı boşluktan. Bu büyüyü biliyordum. Kadimlerden kalma eski bir mühür. Sadece yılda çok kısa bir an, bir saatten bile kısa, burasının açık olduğu anlamıNedendir ki İçeride gizlenmiş nsfwleri gördüm, o zaman anladım sanırım. Elindeki nsfwyi de onların arasına koydu.
"Ben, ben devam edeceğim. Buraya daha önce de geld"
"Hadi ordan!" diye kesti rientala.
"Bunun imkanı yok."
Fakat konuşmasına devam etmesi için u/brylmz eliyle işaret etti enesm1'e.
"Buraya daha önce de geldim, yolları biliyorum. Fakat tek gelenler sizler değilsiniz. Bambaşka yerlerden, ismini dahi duymadığınız sublardan gelen tonla insan var, birisinin yol göstermesi gerek. Bunları ise saklıyorum çünkü..."
"Çünkü?"
"Çünkü zaten onlara asla bakamıyorum. Bu benim 'kaderim', Buraya gelenlere yol göstermek. En azından buraya gelene kadar bundan emin değildim, fakat artık biliyorum. Her şey, tüm bunlar. Ben devam etmek istiyorum. Bu yüzden, ne olursa olsun buraya geri döneceğim, bambaşka insanlarla birlikte. Her şey için size minnettarım."
Öyle ya da böyle, sanırım herkes bir şekilde bu delinin dediklerine bir şekilde -şu kaya numarası etkileyici olmuştu tabi bir de- inanmıştı. Bizim ise artık gitmemiz gerekiyordu, kgb kasabasında bizi bekleyen tonla insanımız vardı nihayetinde. Hem nasıl olsa geri dönüş için ise kimsenin bilmediği bir yol biliyorduk, maksimum 10 saat sürerdi koca yolu dönmemiz. Fakat insanların hafızalarına bu dönüş yolculuğunu da bir 30 gün sürmüş gibi eklememiz gerekecekti. Peki madem kısa yol vardı da biz neden uzun yolu tercih ettik? Neden nude'ları kartallarla götürmedik? Sanırım önemli olanın yol değil yolculuk olduğunu asla bilemeyecekler ha zabumafu. hop.
...
şş! kalkma zamanı lan nut bitti! Lan!
LAN!
******************************************************************************************************************************************************************************
Ve N'ut böylece sona erdi...
******************************************************************************************************************************************************************************
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]


2020.01.28 18:45 johofilm Vuslat 39. Bölüm

Vuslat 39. Bölüm Fragmanı Özeti Full HD Tek Parça izle
Vuslat 39. Bölüm izle Vuslat dizisi 38. son bölümüyle ekrana geldi. Başrollerinde Kadir Doğulu ile Devrim Özkan'ın yer aldığı dizinin son bölümünde; Aziz, Kerem’in ihanetinden sonra, Bülent ve Kerem’i bitirmek için bir plan yapar. Kerem’in en gizli sırlarını açığa çıkarmak için giriştiği hamlenin sonunda, hiç beklenmedik olaylarla karşı karşıya kalır. Artık Aziz için bu mücadele hayatta kalma savaşıdır. Vuslat 39. yeni bölüm fragmanı yayınlandı.
Vuslat 39. Bölüm Vuslat dizisinin son bölümünde; Bülent minyatürde gizlenen sırrı bulur, eline geçen kozla Tahsin'i köşeye sıkıştırmaya karar verir. Ve cazip vaatlerle maşa olarak Kerem'i kullanır. Ancak, Kerem ve Bülent'in göremedikleri başka bir sır daha vardır minyatürde. Minyatürün sırrı nedir? Bu sır, Aziz ve Feride'nin vuslata ermelerine yardım edecek midir?
Dizi Fragmanı izle - Dizi Haberleri - Vizyondaki Filmler
Vuslat 39. Bölüm izle, Vuslat 39. Bölüm full izle, Vuslat 39. Bölüm hd izle, Vuslat 39. Bölüm tek parça izle, Vuslat 39. Bölüm Son Bölüm izle, Vuslat 39. Bölüm Yeni Bölüm izle, Vuslat 39. Bölüm Özeti, Vuslat 39. Bölüm Fragmanı
submitted by johofilm to u/johofilm [link] [comments]


2019.12.30 17:47 svartriddare Hasta Ziyareti kısa olur

Ben onunla dört gün önce falan tanışmıştım o zamanlar tabii bu zamanlar ki gibi sağlıklı değildi. Beş sene Kemoterapistlerin önünde geçirmiş ve anca kendini adam edebilmiş. Ben onu ilk tanıdığımda, aşırı sigara ve alkol kullanımı sorunları vardı ve ona Rufilin adlı bir maddeden veriyorlardı ve diyorlardı ki "hadi bakalım kanında Rufilin var sıkıyorsa içki iç!" çünkü o madde, içki ile bir tepkimeye girerek senin hayatının geri kalanını en iyi ihtimalle felçli, en kötü ihtimalle ölü olarak geçirmeni sağlıyordu. Yaşama sevgisi de ağır bastığı için adam içki içmeyi bırakmıştı ve dediğim gibi beş sene Kemoterapistlerin elinde kaldığı için, diksiyonunu ve konuşmasını epey düzeltmişti. Eskiden şöyle konuşurdu bak, ben onu ziyarete gittim kapıyı açtım böyle çiçekler falan beni karşıladı çok sevindi ben de ona işte anneannemin yaptığı bir kaç kurabiyelerden getirmiştim bir de kolonya almıştım, tabii hasta ziyaretleri kısa olur bilirsin. Ve ben de şimdi uzun zamandır göremedim adamı, dedim birazcık daha kalayım zaten yapacak işim yok tarlada bütün fındıkları topladım, kıyafetlerimi astım, duvara baktım, kaçtım. Ondan sonra artık şimdi misafirim ya ama o da ev sahibi gibi davranıyor hani uzun bir süre hastahanede kaldığı için artık orayı odası gibi benimsemiş. Hatta çok iyi geçmişti ameliyatı onun özel hastahanede olduğu için bir yandan ameliyatını olmuş, bir yandan işte kekini yiyormuş, bir yandan Kızıl Sekro Satha şarabını içiyormuş, Televizyonda istediği diziler zaten var D-Smart var orada her türlü şeyi izleyebiliyor. Sonra neyse uzatmayayım, ben gittim bunla bir yarım saat kadar oturdum baktım bundan ses çıkmıyor dizi izliyor, o sırada Game of Thrones'un Mountain'la Hound'un kapıştığı bölüm var yakıyor yüzünü falan, yarım saat geçti ses mes yok kırk beş dakika oldu ses yok, artık iyice ben çıldırmaya başladım, bir saat geçti işte hemşire falan geldi rutinini yaptı, bezini değiştirdi falan tabii o sırada beni çıkarttılar, Çünkü ben... Adam hala mahremiyetini düşünüyor bak hastahanede herkesin önüne koymuşlar onu test deneyi olarak yine de bir şey dememiş, hani bunu nereden biliyorum ben de kobay faresi oldum oradan biliyorum. Gördüm mü tanırım bir tanesini. Neyse çıktım odadan o sırada ben de her yerde yana yana koşarak bıçak arıyorum meyve bıçağı ama bir kere söyleyince getirmiyor adam, sürekli söylemen gerekiyor bu adama bunu.
Bir kere dedim hemşireye; "madem sen değiştirdin bu adamın üstünü başını, yorganı değiştirdin bana da bir bıçak getir de şu adama bir şeftali yedireyim." dedim, 'Tamam tamam bakarız.' dedi çıktı, gidiş o gidiş bak beş dakika oldu bıçak yok, on dakika oldu bıçak yok, bu sefer başka bir hemşire geldi, o bana şey dedi işte; "Siz bıçak falan istediniz galiba" falan 'Evet' dedim, 'Biz onu getireceğiz hemen' dedi ve yarım saat geçti en sonunda ben dedim yeter artık istesem yedirmezdim şeftali falan yedirmeyedebilirdim, dedim 'boşver otursun orada ne olacak ki ya...' dedim ama o an gerçekten kendimi bir adam gibi hissettim çünkü normalde böyle işler yapmayı çok sevmiyorum mangala falan kalkışıyoruz ara sıra arkadaşlarımla, o günleri de hala özlüyorum yani...
Neyse ben gittim şeftali için artık ben sokağa çıktım, böyle hastaların odasına gidip "Sizde bıçak var mı, buraya bıçak getirdin mi?" falan, bir tane Doktor, hastanın içinde neşter unutmuş tamam mı benim de ihtiyacım olan bıçak bu dedim ben ve 'Scalpel' dedim adama ingilizce konuşuyordum o sıralar, onu geliştirmek için 'Scalpel' dedim. Geldi bir tane yardımcı verdi bana Scalpel'ı açtım adamı yardım, neşteri aldım, daha sonra diktim tekrar tabii ben insaflı biriyim ahlak kurallarına uyarım, Neyse ben gittim 'bu yorganı da değiştireyim lan madem elimi atmışken' dedim neyse efendim yorganı da değiştirdim.
Sonra bu adam dediğim gibi işte, yarım saat geçti gelmedi sesi soluğu çıkmadı. Bir saat kaldım orada ben böyle rahat bir saat kaldım, bu adam tabii bir paketi bitirmiş bir tane daha yakıyor sigara sürekli içiyor tamam mı normalde asla yapmam chain smoke, gitmiş Marlboro Light almış böyle rastgele tercih etmiş aklına ilk bu gelmiş nasıl bir bilinç altına denk gelmişse... Baktım bir saat geçti yok, iki saat geçti bu televizyondan üç boyutlu avatar açmaya başladı falan, çok sıkılmış canı, sonra artık epey iplerin koptuğu noktayı anlatayım sana; Ben orada yaklaşık dört gün boyunca kaldım tamam mı malum hasta ziyaretini kısa tutmak gerekir. Orada dört gün kalınca artık bana dedi ki, ama tabii o zamanlar şimdi bu kadar temiz konuşamıyordu hastaydı, işte dört gün önce ve bana şöyle dedi; "Öhöğ... öhöğ.... ziyarethimi, kısa tutağrsahn... ÖHÜĞHE ÖHEĞ ÖHEEĞ ÖHEEEĞ... ziyaretime, geldiğin için teşekkür ederimhh... ama fazla... kalma... kısa tut lütfeennhh hahğ hağhh" tabii o sıralar da ben çok anlamıyorum dedim 'Ne diyorsun dede ne demek istiyorsun su mu getireyim sana?' dedim, kolonyayı işaret etti işte eliyle böyle halat işareti yaptı ip getirin dermiş gibi falan sonra işte iyice yaklaştım sonra çünkü kulaklarım da pek işitmiyordu o sıralar çok yüksek sesli metal dinlediğim için kulak çınlaması oluşmuştu ben de, yani odada kulaklığımı takıp takıp gitar çalıyordum. Yaklaştım iyice kulağına, şöyle dedi bana; "Ziyarethimi... geldiği-ii.. iğinn... içiihğnn HIIAAĞ... Artıkh... gidin...Gitmehn Lazım! haaağğğhh..." dedi, tabii ben o sıra anladım o zaman anladım dedim bu adam düzelmez artık dedim, ama sonra bir şey oldu ben ne zaman canım sıkılsa stadyum turu atıyorum böyle stadyuma giriyorum merdivenlerden bir yukarı bir aşağı koşuyorum falan her sabah beş buçukta bunu yapmaya çalışıyorum. Bunu, kafam her daldığında yapıyorum ve ben anladım bu adamın sonu iyi değil dedim. Sonra bir hafta sonra falan bir mucize oldu bir adamla tanışmıştı kumar oynuyordu o sırada viski içip kumar oynuyordu, 'gel sen de davetlisin' dedi, 'Bak ben bir tane esir buldum bunu sorgulayacaksın' falan dedi, ben de tamam dedim güvenini kazanmak için yapacaktım artık.
submitted by svartriddare to kopyamakarna [link] [comments]


2019.12.02 13:14 seyseoca Üretim Planlama ve Detay Çizelgeleme Nedir?

Üretim Planlama ve Detay Çizelgeleme Nedir?

Üretim Planlama
Verimliliği en üst düzeye çıkarmak için her şirketin sağlam bir üretim planına ihtiyacı vardır. Üretim planlama, belirli miktar ve kalitedeki mamullere olan talebi veya siparişleri karşılamak için mevcut üretim kaynaklarını en uygun şekilde kullanan ve işletme amaçlarına olumlu yönde katkıda bulunan üretimin planlanması ve kontrolüdür. Üretim planlama ve kontrol, mevcut genel satış seviyelerini karşılamak için gerekli olan pek çok aktiviteyi içermektedir. Üretim planlama ve detay çizelgeleme, üretimin önceden planlanması, her bir öğenin tam rotasının belirlenmesi, ürünlerin makine, operatör ya da işlem takımı gibi üretim kaynaklarını ne zaman kullanacağını ve müşteri siparişlerin ne zaman hazır edileceğini öngörme kabiliyetidir.

Üretim Planlama ve Detay Çizelgelemenin Faydaları

https://preview.redd.it/7izszxl5p7241.png?width=1024&format=png&auto=webp&s=ba9644ac0c41206f4ab180bda33d5050fac9cb9b

Müşteri Memnuniyetinin Geliştirilmesi

Gelişmiş planlama ve üretim sayesinde, müşteriler daha kaliteli ürünler ve zamanında teslimat ile daha keyifli bir deneyim yaşayabilir. Böylece müşteri devamlılığı yaşanarak karlılık arttırılabilir.

Etkili Envanter Kontrolü

Gelecek vaat eden üretim planlama ve detaylı çizelgeleme programları ile envanter planlaması çok daha kolay hâle gelir. Hangi hammadde ya da yarı mamule ne zaman ihtiyacınız olduğunuzu önceden görebilir, bu bilgilere göre satın alma faaliyetlerinizi yönetebilirsiniz. Böylece stok seviyeleri en iyi şekilde korunarak gereksiz stok yatırımlarını minimize etmek mümkün olacaktır.
https://preview.redd.it/mbv8t477p7241.png?width=1024&format=png&auto=webp&s=886a354e3f0bd34c77a3c119c4e7f5d54837b464

Ekipmanların Performanslarının İyileştirilmesi

Üretim planlama yazılımları yalnızca üretim şemalarının kontrolünü değil, ekipmanlar arasında oluşabilecek herhangi bir verimlilik eksikliğini ve dengesizliğini gösterebilmektedir. Müşterilerin talep ettiği doğrultuda mal/hizmet üretiminin belirlenmesi için gerekli analizlerin ve planlamaların yapılmasını sağlayan üretim planlama ve detaylı çizelgeleme algoritmaları, aynı zamanda işletmedeki mevcut makinelerin ve teçhizatın nasıl ve ne şekilde kullanılmasının doğru olacağını gösterir. Bu da yönetimin ekipmanlar arasındaki verimliliği denetlemesine ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamasına olanak tanır.

Bekleme Sürelerinin Azaltılması

Üretim sırasında zamanın verimli kullanılması siparişlerin ve stokların sağlıklı bir düzen içinde ilerlemesi için hayati önem taşır. İşçilerin herhangi bir malzemeyi beklemesi ya da üretim sıralaması içerisindeki bilgi eksikliklerinin yaşanması boşta kalma süresinin artmasına sebep olabilir. Üretim çizelgeleme yöntemleri sayesinde çok daha hızlı ve etkili bir üretim akışı sağlanabilir.

Üretim Planlama Örnekleri

https://preview.redd.it/3aud6se8p7241.png?width=1024&format=png&auto=webp&s=88b1cce7e49452451534b61806231dcd45418fcd
Üretim planlama ve çizelgeleme yazılımları hammaddenin satın alma sürecinden üretilen ürünün müşteriye sevk edileceği ana kadar olan bütün satın alma, lojistik, üretim ve stoklama aşamalarının planlanmasını sağlar. Böylece çok eksenli yönetim ve performans iyileştirilmesi çözümü sunar. ERP yazılımlarının yetersiz kaldığı durumlarda ek çözüm olarak üretim planlama ve çizelgeleme yazılımları doğmuştur. Üretim planlama ve çizelgeleme yazılımları ihtiyaç duyduğu verileri ERP’den alır ve yarattığı üretim, satın alma vb. iş emirlerini sonuç olarak sunar.

Bu konuda Dijitalis Ne Sunuyor ?

İmalat yapan her şirket hem içinde bulunduğu endüstrisinden hem de bizzat kendi şartlarından kaynaklanan özel ve benzersiz zorluklarla karşı karşıyadır. Şirketler sadece bu zorluklarla değil, küreselleşmenin etkisiyle tek bir pazar yerine dönmüş dünyada giderek artan rekabet baskısıyla da başa çıkmalıdır. Dinamik koşulların yönettiği bu ortamda üreticiler daha düşük stoklarla, daha iyi teslim performansı ve daha verimli olmak için yüksek kapasite kullanımı ile çalışmak zorundadır.
Siz de etkili üretim planlamanın her imalat şirketinin başarısında hayati bir yeri olduğuna inanıyorsanız doğru yerdesiniz. Özellikle de mevcut ERP ve Excel tablolarınız ile giderek artan ürün, sipariş ve kaynak sayısını yönetmekte zorlanıyorsanız. Dünyanın lider üreticileri; üretim kaynakları ve süreçlerini optimize etmek, müşterilerine çok daha iyi hizmet sunmak ve maliyetlerini düşürmek için İleri Üretim Planlama tekniklerine başvurmaktadır.
Üretim sahanızı ve planlama sürecinizi sektörünüzdeki en-iyi-uygulamalar ile kıyaslayarak analiz edelim. İleri Üretim Planlama tekniklerini uygulayabilmeniz için elzem veri, bilgi-işlem ve süreç gereksinimlerini ortaya çıkaralım. Faydası ispatlanmış danışmanlık yöntemlerimiz size en çabuk başarı sağlayacak yol planını oluştursun.
Ya da ERP sisteminizi bir İleri Üretim Planlama (APS) çözümü ile desteklemek istiyorsanız doğru bir seçim ihtiyaç duyduğunuz rekabetçi üstünlüğü sağlayacaktır. Sizin için doğru çözümü kurgulayarak yüksek stok seviyeleri, düşük teslimat performansı, düşük üretim çıktısı ve aşırı israf gibi karlılığın önündeki engelleri kaldırmanıza yardım edelim.

İletişim Bilgilerimiz

Kaynak : https://dijitalis.com/blog/uretim-planlama-ve-detay-cizelgeleme-nedi
E-Posta : [[email protected]](mailto:[email protected])
submitted by seyseoca to u/seyseoca [link] [comments]


2019.11.21 12:19 psikiyatrist DİJİTAL DÜNYADA EBEVEYNLİK

İçinde yaşadığımız dijital çağda teknoloji kullanımı her yaştan birey için kaçınılmaz. Dijital alanlara her gün bir yenisi ekleniyor. Her yerde teknolojinin zararları ve çocukları teknolojiden “koruma”nın şifreleri anlatılıyor. Öte yandan okullarda akıllı tahtalar, internetten verilen ödevler; çağı yakalama çabaları; bu uyarı ve önerilerle epeyce çelişiyor. Ebeveyn, eğitimci ve sağlıkçılar bir hayli endişeli! Çocuğunuz “otizmli olacak”, “obez olacak”, “hiperaktif olacak”, “bağımlılığın kollarında”,… gibi başlıklarla yapılan yayınlar, ailelerin teknolojiyi bilinçli kullanmak yerine tümden yasaklamaları ya da kaçınmalarına neden oluyor. Bu mümkün olmadığı gibi, gerekli ve yararlı da değil. Yasaklanan her şey kendi cazibesini doğurur. Bugünün çocuklarının dijital çağda en iyi şekilde gelişmeleri için hem analog, hem de dijital deneyimlere ihtiyaçları var. Dijital dünyada ebeveynlik
Medya kaynaklı kışkırtıcı haberler karşısında ne yapmalı?
  1. Kulaktan dolma “kopyala-yapıştır” paylaşım furyasına dikkat!
  2. Haberlerin başlıklarına aldanmayın, söz edilen araştırmaları kendiniz de inceleyin.
  3. Korku ve suçlulukla hareket etmeyin.
  4. Çelişkili tavsiyeler arasında bocalamamak için bilimsel verilerden şaşmayın.
  5. Bu konuda yazılmış uzman görüşlerini ve kitapları okuyun.

TEKNOLOJİK ÇOCUKLUKLAR

Kaiser Aile Vakfı’nın 2010, Common Sense Media’nın 2013’teki araştırmasına göre: 1970’lerde çocuklar 4 yaşında ekranlarla tanışırken, günümüzde 4 aylıkken tanışıyorlar. İlk 8 yaşta ekran karşısında 2 saat geçirilirken, 8-18 yaş arası günde 7.5-8 saati buluyor. Fermuar çekemez düğme ilikleyemezken akıllı telefonu gözü kapalı kullanan çocuklar; çorba karıştırmadan, vida sıkmadan, evde yaşına uygun sorumluluk almadan büyüyen(!), 24 saat çevirimiçi minik youtuber’larımız var! Çocuklarımız büyük hızla gelişirken; fiziksel, sosyal ve zihinsel olarak geri kalma tehlikesi ile de karşı karşıyalar.

YETİŞKİNLER NE YAPMALI?

  1. Dijital hayatı keşfetmeleri, sağlıklı ve ölçülü kullanabilmeleri için çocuklarımıza rehber olmalı
  2. Sanal dünyada öğrendiklerini gerçek dünyada uygulamaya geçirmelerini desteklemeli, yardımcı olmalı
  3. Güvenli internet kullanımı; sosyal medya adabı, akran zorbalığı, siber-zorbalık konularında eğitimlere katılmalı
  4. Yeni araçlar geliştikçe ve çocuk büyüdükçe, bilgiler güncellenmeli

EKRAN KARŞISINDA GEÇİRİLEN ZAMAN HANGİ YAŞTA NE KADAR OLMALI? KESİN SÜRELER VAR MI?

Sadece yaşlara bakarak ekran karşısında geçirilecek kesin süreler belirtmek gerçekçi değil. Burada her bireyin ve durumun biricik olduğu gerçeği akılda tutularak, ilk 2 yaş ekranla hiç karşılaşılmaması, 2-5 yaş arası günde 1 saat, 5-12 yaş arası 1-2 saat geçirebileceği söylenebilir. Bu sürenin tamamı mutlaka ebeveyn ya da bir büyüğün eşliğinde olmalı ve izlenilen görüntüler hakkında söyleşerek, çocukla etkileşerek zaman geçirilmeli. 7 yaştan itibaren, TV de dahil edilecekse günde 1-2 saat gibi rakamların gerçekçi olmadığını hepimiz biliyoruz. O nedenle günlük saatlerden bahsetmekten çok; günü planlamaları, bilgisayar ya da telefon ile uzun zamanlar harcayacaklarsa bu süreyi haftasonu ya da haftanın belli günlerinde blok olarak kullanmaları seçeneği değerlendirilebilir.

TEKNO-İHMAL NEDİR? NASIL ÖNLERİZ?

2013’teki bir araştırmaya göre telefonlarımızı günde yaklaşık 150 kere kontrol ediyoruz. Bu toplam 3 saat ediyor ve bunun 2 saati sosyal medyada geçiyor. Avusturalya’da 6000 çocuk üzerindeki bir araştırmada çocukların %32’sinin ebeveyninin onlarla teknolojik aletlerden daha az zaman geçirdiği bulunmuş. Çoğumuz bir dikkat dağınıklığı halindeyiz. Dijital çağın çocuklarımızı etkilemesinden endişe ederken, kendimiz üzerindeki etkilerini görmezden geliyoruz. Çocuklarımızı, yediğimizi içtiğimizi, yaptıklarımızı sosyal medyada sürekli paylaşıyor, anıları kaydetme ve paylaşma zorlantısı, gelişmeleri kaçırmama korkusu (FOMO) yaşıyor; kendimizi, çevremizi ve çocuklarımızı ihmal ediyor, anda kalma becerilerimizi yitiriyoruz.
Çocuklar kesintisiz dikkate ihtiyaç duyar. Gününü çeşitli zamanlarında teknoloji ile ilişkimizi kesmeli, çocuklarımızla anlamlı ilişkiler kurmalıyız. Ekranlar bizi gerçek ebeveynlik görevlerimizden koparmamalı! Nasıl örnek olduğumuz, sınır ve denge önemlidir. Farkındalık ve an’da kalma becerileri konusunda kendimizi geliştirmeli, çocuklarımıza da rol model olmalıyız. Yemek, oyun, yatak odasında teknoloji kullanımını sınırlamalı; telefona eve girmeden, çocuk yattığında, uyanmadan bakma alışkınları geliştirmeli; teknolojiyle geçireceğimiz zamanı belirlemeli, gerekirse alarmlar kurmalıyız.

KENDİNİ YÖNETME BECERİSİ KONUSUNDA KOLAYA MI KAÇIYORUZ?

Amerikan Konuşma-Dil-İşitme Derneği’nin 2015’teki araştırmasında 8 yaş çocuğu olan ebeveynlerin yarısının çocuklarının öfke kontrol ve özdenetim ve davranış sorunlarını geçiştirmek için teknolojiye başvurduğu gösterilmiş. Teknolojiyi “dijital emzik” olarak kullanmaktan vazgeçmeli, çocuklarımıza kendi kendini yatıştırma ve duygularını düzenleme becerisi kazandırmalıyız. Aksi halde kaçıngan, bağımlı bireyler yetiştiririz.

SOSYAL MEDYA VE TEKNOLOJİ SOSYAL BECERİLERE ZARAR VEREBİLİR Mİ?

Sosyal medya ve oyunlar çocukların sosyalleşmesine kısmen olanak sağlasa da, çocuklar kişilerarası becerileri geliştirmek; duygu ve niyetleri okumayı öğrenebilmek için yüz yüze iletişim ve temas gereksinirler. Yüz yüze iletişimden uzaklaştıkça sosyal beceriler geriler, iletişim ve ilişki sorunları oluşur. Ekran karşısında geçirdikleri zaman denetlendiğinde çocukların daha fazla sosyal ipucu yakalayabildikleri gösterilmiş.

SİBER-ZORBALIK NEDİR? NASIL MÜCADELE EDİLİR?

Siber-zorbalık internet üzerinden; görsel, sözlü şiddet içeriğine, rahatsız edici, tacizkâr ya da pornografik içeriklere maruz kalma; rahatsız edici mesajlar alma, alay konusu olma, gruplardan atılma,… şeklinde olabilir. 8-17 yaş arası çocukların %20’si siber-zorbalığa maruz kalıyor. Çocuklar genelde bu tür durumlarla nasıl baş edileceğini bilmez. Tıpkı cinsel taciz ve istismarda olduğu gibi siber-zorbalık konusunda çocukların eğitilmesi gerekir. Neyin siber-zorbalık olduğu; nasıl baş edecekleri, büyüklerinden yardım almaları gerektiği öğretilmeli. Çocuklar empati ve davranışlarının sonuçlarını öngörme konusunda daha yetersizdir, bir zorbaya dönüşmemeleri için paylaşacakları içerik ve yorumlar konusunda bilinç kazandırılmalıdır.

ZORBALIĞA DUR DE!

  1. Dur! Zorbalık eden kişiye yanıt yazma
  2. Engelle: Engelle ama kanıtları kaydet
  3. Bildir: İnternet sitesi yöneticisine ya da bir büyüğüne bildir
  4. Maruz kalanı destekle, aşırı tepki verme, suçlama
  5. Yardım istediği için takdir et
  6. Birlikte çözüm ara
  7. Sağlıklı teknoloji kullanımı konusunda teşvik et yasaklama

ŞİDDET İÇERİĞİNE MARUZ KALMANIN NE GİBİ SONUÇLARI OLUR? NASIL KORUNABİLİRİZ?

Çocuklar Youtube’da bir çizgifilm izlerken şiddet içeren bir görüntüye 3 tık uzaktalar. Birlikte izleme ve model olma o açıdan gerekli. Şiddet içeren içeriğe maruz kalma, özellikle bilgisayar oyunları; çocukların şiddet gösteren davranışlar sergilemesine zemin hazırlar. Küçük çocukların haberleri izlememesi; büyük çocuklarla ise bazı haberlerin birlikte izlenerek, üzerinde konuşularak rehberlik edilmesi yararlıdır.

PORNOGRAFİK İÇERİKTEN NASIL KORUNURUZ?

Çocuklar pornografi ile 11’li yaşlarda tanışıyor. Bazı çocuk ürünleri çocuk karakterlerin cinselleştirildiği örüntüler içeriyor. Çocuklarda hızlı cinselleşme söz konusu. Sadece içeriğe maruz kalmıyor, kendilerinin videolarını çekip paylaşarak pornografi üretiyorlar. Bu konuda son derece uyanık olmalı, önlemler almalıyız.

UYGUNSUZ İÇERİĞE ERİŞİMİ ENGELLEMEK İÇİN

  1. İnternete Family Zone gibi filtreler kullanın
  2. Telefon, tablet ve bilgisayara ebeveyn denetimi ve filtreler kurun (Her bir kullanıcı için ayrı oturum açılabilir.)
  3. Google’da güvenli arama seçeneğini açın (Otomatik olarak cinsel içerikleri engeller.)
  4. Youtube kullanırken güvenlik modunu açın (tam filtre sağlamasa da etkin!)
  5. Çocuklar için olan internet tarayıcılarını kullanın (Zoodler, Kidoz,…)
  6. Youtube’da listeler oluşturun ( Kids video, Kids Youtube play list,… )
  7. İzledikleri gördükleri materyalle cinsellik hakkında açık net kapsayıcı ve destekleyici sohbetler edin
  8. Salon, mutfak gibi kullanım alanları belirleyin bunun dışındaki alanlarda kullanım olmasın
  9. Bu yöntemlerin hiç biri %100 koruyucu değil ve ebeveyn gözetimi şart!

SOSYAL AĞ KULLANIMI KAÇ YAŞINDA BAŞLAMALI? NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

On yaşındaki çocukların yarısı bir sosyal ağ kullanıyor. Sosyal onay ve akranlarla bağ kurma ihtiyacı bu yaşlarda öne çıkıyor. Pek çok oyunun çevrim içi sohbet özelliği var. Çocuklar teknolojiyi kullanmakta oldukça becerikli olsa da; siber görgü kuralları, etkileşim ve güvenlik becerileri konularında tedbirsizler. 8-12 yaş çocuklar bizim rehberliğimizde internet deneyimleri kazanabilirler. Çocuklarımızın hangi bilgi ve içerikleri paylaşabileceği hakkında onları eğitmeliyiz. Paylaştıklarımızın dijital ayak izlerimiz olduğu bilincini kazandırabilir, beraber paylaşımlar yaparak örnek olabiliriz.
  1. Teknolojiyi çocuklarla birlikte kullanın
  2. Skype ya da interaktif kitap uygulamaları gibi uygulamalarla sizin de onayladığınız dost ya da akrabalarla bağlar kurmasını sağlayın
  3. Kendi teknoloji alışkanlıklarınız konusunda dikkatli olun
  4. Ebeveyn filtreleri kurun

UYKU AÇISINDAN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

Erişkinler gibi çocuklar da teknoloji aşırı kullanımı nedeniyle kronik yorgunluk sendromu ve uykusuzluk yaşıyor. Gecede 1 saat az uyuyan bir ilkokul öğrencisinin bilişsel becerisi ve öğrenme kapasitesi 2 yaş geriye kayabiliyor. Sağlıklı ve sürdürülebilir uyku alışkanlık ve becerileri için: � Uykudan öce gevşemeye ve sakinleşmeye geçilmelidir. Yatak odalarımızda teknolojik cihazlar bulunmamalı, TV ya da telefonla uyumamalı, ekran parlaklığını düşüren mavi ışık filtreleri kullanılmalı; uyku saatinden 90 dakika önce ekranlardan uzaklaşmış olmalıyız.

UYKU İÇİN ÖNERİLER

  1. Yatmadan önce ekran karşısında geçirilen süreyi yavaş yavaş azaltın
  2. Uykudan önce tempolu etkinliklerden uzak durun
  3. Ekrana alternatif; yavaşlatıcı uyku rutinleri bulun (kitap okuma, yoga, meditasyon, masaj)
  4. “Teknolojiye paydos” saatleri belirleyin
  5. Dijital cihazlar için yatak odası dışında şarj istasyonları belirleyin ve sabaha kadar orada bırakın
  6. Sağlıklı uyku alışkanlıkları konusunda örnek olun!

OYUN VE AKTİVİTE ZAMANI KONULARINDA NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

Her yaştaki çocuğun oyun hakkı vardır. Planlı oyunlar dışında plansız oyun saatleri, boş vakitler, yaratıcı sıkılmalar da gereklidir. Doğa ile iç içe olma en önemli ihtiyaçlardan biridir. Çocuklar bir saat fiziksel olarak aktif oyunlar oynamalılar. Ekran karşısında yeme alışkanlıklarına dikkat etmeliler. Dijital oyunları tamamen zararlı değildir; yararlı ve geliştirici olabilirler. Çeşitli uygulamaları araştırarak çocukların kullanımlarına sunabiliriz. Common Sense Media, Children’s Technology Review, Kapi Awards gibi sitelerden bu konuda bilgiler alabiliriz. Yine teknolojiyi kullanarak dijital olmayan oyunu Skype ya da Whatsapp görüntülü arama üzerinden arkadaşlarıyla oynayabilmeleri, birebir sosyal etkileşim sağlayacaktır.

BİLGİ OBURLUĞU, BİLİŞSEL TEMBELLİĞE Mİ YOL AÇIYOR? BİLİŞSEL KAPASİTEMİZİ NASIL GÜÇLENDİRİRİZ?

30 yıl öncesine göre en az 5 kat fazla bilgi tüketiyoruz. Erişim kolaylaştıkça değeri azalıyor. Belleği kullanmak, notlar almak yerine Google’a navigasyon uygulamalarına ve ekran görüntülerine başvuruyoruz. Beynimizin yapması gereken görevleri cihazlara devrediyoruz.

ÖNERİLER

  1. Çocukların izledikleri/oyunları hakkında konuşmak (Ne anladılar, akıllarında ne kaldı?)
  2. Basılı kitaplar da okumak
  3. Filmleri cep telefonundan değil ailece izlemek
  4. Hafıza oyunları, sanal olmayan hikâye anlatımlı, soru cevaplı oyunlar oynamak
  5. Google’dan aramak yerine sözlük ya da ansiklopedilerden araştırma yapmak

DİJİTAL BAĞIMLILIK

Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı-5 (DSM-5) kitabının ekinde bulunan İnternette Oyun Oynama Bozukluğu (İOOB) önerilen tanı kriterleri:
  1. İnternet oyunları üzerine aşırı kafa yorma,
  2. Oyun oynamadığında yoksunluk belirtilerinin görülmesi,
  3. İstediği heyecanı duymak için giderek artan süreyle oyun oynama gereksinimi,
  4. Birçok kez başarısızlıkla sonuçlanan oyun oynamayı denetim altına alma, azaltma ya da bırakma çabası,
  5. İnternet oyunları dışında hobi ve eğlenceye ilginin azalması,
  6. Psikososyal problemleri olduğunu bilmesine rağmen, aşırı miktarda devam eden oyun oynama davranışı,
  7. Ne kadar oyun oynadığını gizlemek için aile üyelerine, terapistine ya da başkalarına yalan söyleme,
  8. Sorunlarından kaçmak ya da olumsuz duygu durumdan kurtulmak için oyun oynama,
  9. İnternet oyunlarına katılımdan dolayı önemli ilişki, okul, iş, eğitim ya da kariyer fırsatlarının kaybı
Son bir yıl içerisinde beş ve daha fazla kriterin gözlenmesi, internette oyun oynama bozukluğuna işaret etmektedir. Endişeleniyorsanız bir haftalık teknoloji kullanım günlüğü ve saati tutabilir, bu konuda çalışan bir ruh sağlığı uzmanına danışabilirsiniz.

SAĞLIKLI DİJİTAL ALIŞKANLIKLAR KAZANIN

  1. Doğa zamanları (park, piknik, gezi) planlayın
  2. Etkinlikler arasında dinleme molaları verin
  3. Film izlerken telefona bakmayın, mesajlara bakarken sosyal medyaya girmeyin. Her seferinde tek bir iş için süre belirleyin onu yapın çıkın
  4. Bildirim uyarılarını kapayın
  5. Belli internet sitelerine belli zamanlarda girilmemesini sağlayan kısıtlayıcı uygulamalar kullanın
  6. Cihazlar uçuş modunda kalsın, modemler kullanılmadıkça kapalı olsun.
  7. Evinizde teknolojisiz alanlar belirleyin
  8. Stresi azaltın, meditasyon ve farkındalık becerilerini öğrenin, öğretin

ÇOCUĞUNUZLA KRİZ YÖNETİMİ İÇİN İPUÇLARI

  1. Kurallarınız net olsun, tutarlı davranın, kendinizle çelişmeyin, taviz vermeyin
  2. Teknoloji ve sosyal medya görgüsü kazandırın (Uçuş moduna nasıl alınır, neler paylaşılır, neler kabaca ve zorbalıktır?…)
  3. Medya planı yapın: Ne kadar?, Nerede?, Ne zaman?, Hangi teknoloji? Hangi içerik? Kiminle? ölçütlerini belirleyin
  4. Değişimi aşama aşama uygulayın, radikal hamleler işleri zorlaştırabilir
  5. Dakika sınırlaması değil bölüm ya da oyun “level”ına göre belirleyin
  6. Zamanlayıcı kullanın, cihazları ellerinden almayın siz kapatmayın kendileri kapatsınlar
  7. B planınız olsun, cihazı kapatınca yapılabilecek etkinlikleri önceden bir listeye yazmak yararlı olabilir (Bir miktar sıkıntı gösterse de sakinleşecektir.)
  8. Sağlıklı dinlenme göz ve duruş alışkanlıkları kazandırın. Gözlerini sık kırpıştırıp molalar vermesini, ekran parlaklığı ve ışık yansımalarını ayarlamasını, işitme yüksekliğini ayarlamasını, sokakta yürürken kulaklık takmamasını, 20 dakika çalışıp 20 saniye mola vermesini, uzaklara bakarak hareket etmesini; ergonomik duruş, göz hizası beden duruşunu ayarlamasını, uygun mouse, “ergobreaks” hatırlatıcılar kullanmasını öğretin, örnek olun, hatırlatın
  9. Öfke nöbeti olursa bir sonraki gün de aynı şeyin yaşanabileceğini ve yeniden izin vermek konusunda çekincenizi belirtin. Davranışlarının sonucu olacağını hissetmesini sağlayın. Bunu tehdit ya da şantaj gibi yapmayın.
  10. Yargılamadan ve suçlamadan dinleyin, seçenekler sunun
  11. Duygularınızı ve endişelerinizi makul bir şekilde paylaşın
  12. Sakin zamanlarda böyle durumlar için neyin yararı olacağını birlikte konuşun ve plan yapın
  13. Paylaştıklarınızın çocukların karşısına çıkabileceğini, arkadaşları ya da kötü niyetli kimseler tarafından kullanılabileceğini anımsayın
  14. Paylaşımlar yaparken iznini/fikrini alın, fikir verin.
  15. Ekranları bir ödül ceza yöntemi olarak kullanmaktan vazgeçin
submitted by psikiyatrist to u/psikiyatrist [link] [comments]


2019.11.20 18:17 SizinMuzik Bilal Sonses & Mustafa Ceceli - Bedel (Akustik)

Bilal Sonses & Mustafa Ceceli - Bedel (Akustik)

Bilal Sonses & Mustafa Ceceli - Bedel (Akustik) mp3 şarkısın indir

''Bedel'' sözleri:
Düştüm etmiyorsun yardım da
Sanki hep sen vardın da
Tüm acılarım gizli
Her tebessümümün ardında
Kül oldum yandım da
Gül oldum soldum da
İnfazın yargın da senin olsun
Kal kırma
Demir attım tek limanımsın
Uçuruma son bir adımsın
Kalmayacak dedim
Rabbim yalvarırım yanıltsın
Yine yangınlar yine ben
Yine kalsan bul bi neden
Yine sarsan kollarına
Başkasını dilemem
Yine duysan söylemeden
Bi düşün bir sen bi de ben
Yarına kalma yanıma kal
Ben öderim bi bedel
submitted by SizinMuzik to u/SizinMuzik [link] [comments]


2019.11.15 19:15 SizinMuzik Mustafa Ceceli - Bedel

Mustafa Ceceli - Bedel

Mustafa Ceceli - Bedel mp3 müzik indir


"Bedel" şarkı sözleri:
Düştüm etmiyorsun yardım da
Sanki hep sen vardın da
Tüm acılarım gizli
Her tebessümümün ardında
Kül oldum yandım da
Gül oldum soldum da
İnfazın yargın da senin olsun
Kal kırma
Demir attım tek limanımsın
Uçuruma son bir adımsın
Kalmayacak dedim
Rabbim yalvarırım yanıltsın
Yine yangınlar yine ben
Yine kalsan bul bi neden
Yine sarsan kollarına
Başkasını dilemem
Yine duysan söylemeden
Bi düşün bir sen bi de ben
Yarına kalma yanıma kal
Ben öderim bi bedel
submitted by SizinMuzik to u/SizinMuzik [link] [comments]


2019.11.08 17:31 Tegee_Teg Artık abimden kalma birşey mi bilmiyorum ama nedense 80 in üstünde almadığımda ortalamanın yükselmediğini zannediyorlar napabilirim yardım mq

Artık abimden kalma birşey mi bilmiyorum ama nedense 80 in üstünde almadığımda ortalamanın yükselmediğini zannediyorlar napabilirim yardım mq submitted by Tegee_Teg to burdurland [link] [comments]


2019.11.08 01:19 furkantopal Yunan müzikleri ve kültürü üzerine [Yorumlarınızı bekliyorum mutlaka]

Şimdi size keşfettiğim bazı Yunan müziklerinden en beğendiklerimi paylașacağım. Bu başlığı temelinde onun için açtım, ama aynı zamanda biraz da öğrendiklerimi ve bunun hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Ve bunun üzerine sizlerden yorumlar almak. Bildiğiniz gibi Yunanistan'a gitmeyi planladığım için, Yunan kültürünün iç yüzünü araştırmaya koyuldum. Üniversitede Tarih okuduğumdan ve araştırmacı bi kişiliğe sahip olduğumdan Yunanların Antik ve Bizans dönemiyle ilgili, mitolojileriyle ilgili ve tabiki de felsefesiyle ilgili biraz bilgim vardı. Ama günümüzdeki kültürlerine dair nerdeyse hiçbir şey bilmiyordum, hatta ciddi ciddi bir tek Yunanca sözcük bile bilmiyordum. Yani selam vermesini dahi bilmiyordum. Şimdi yaklaşık bir haftadır dil üzerine de çalışıyorum. Ama bi kültürü keşfetmenin en direkt ve iç yolu, o milletin müziklerine bakmaktır diye düşünüyorum. Ve öyle de yaptım. Biraz greece subredditinden Yunan rap parçaları istemiştim, o önerilerle başladım, derken kendim geze geze farklı türlerde de gerçekten çok ilginç şeyler keşfettim. Bunlar uzun hikaye. Öncelikle sizinle bunları paylaşmak istiyorum çünkü müzik kütüphanenize gerçekten güzel müzikler ekleneceğini düşünüyorum. Öte yandan işin iç boyutu ve bende oluşturduğu bazı düşüncelere değinmek istiyorum, bu devlet sınırları ve diller öyle bir şey ki, dip dibe olduklarımızla bambaşka dilleri konuşuyoruz, ortak şeyler var evet ama temelinde bambaşka altyapılarda kültüre sahibiz. Ve daha da ilginci birbirimizden zerre haberimiz olmuyor.
Başta şunu itiraf etmeliyim, Yunan dilini çok sevdim, bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum, kulağa hoş geliyor, İspanyolca'nın daha cool hali gibi ve biraz da İtalyanca'yı andırıyor. Açıkçası 400 yıl boyunca Türklerin hakimiyetinde kalıp (ki öncesinde de o kadar güçsüz düşmüşler ki Sırpların hakimiyetinde bile kalmışlar, öncesinde de Romalıların vs, yani çalkantılı bir tarihleri var) dillerini bu kadar koruyabilmiș olmalarına da şaşırdım. Çünkü bildiğiniz bambaşka bir dil. Araştırmalarım sonucunda şu anki kullandığımız Latin alfabesinin de, Rusların kullandığı Kiril alfabesinin de, ve daha birçok alfabenin atasının Yunan alfabesi olduğunu öğrendim. Ve yazılı kaynağa ulaşılabilmiș, dünya üzerinde 'bilinen' en eski dilin de Yunan dili olduğunu öğrendim. +5000 yıllık bir dil. Yani adamlar esasında ciddi ciddi Sümerler, Asurlar, Hititler zamanından kalma bir millet, diğer diller ve milletler tarihe karıştı ama antik çağlardan bu zamana kadar aynı isimle kalabilen tek millet. Tabi tarihin güç döngüsü içerisinde en parlak zamanları Büyük İskender zamanında kalmış ama Rönesans ve Reform'un temelini atan düşünceler yine Antik Yunan döneminden kalma düşüncelerle atıldı. Hani bu etkilerini biliyordum ama alfabe ve dil olayını bilmiyordum, Avrupa'nın Yunanistan'a bu kadar sahip çıkmasının aslında harbiden hak edilmiş bir vefa borcu olduğunu daha iyi kavradım, ki Osmanlı'dan bağımsızlıklarını da arkasına İngiltere, Fransa ve Rusya gibi devletleri alarak ilan etti zaten. Günümüzde bi ekonomik krizde bile Avrupa'dan Yunanistan'a hemen yardım geliyor. Yani Avrupa kültürünün temelini Yunanların attığı herkesçe bilinen bir şeydir ama bunun günümüzde bile hala prestijinin sürdürmesinin balon bir şey olmadığını öğrenmiş oldum. Ayrıca Hint-Avrupa dil ailesine bağlı olsa da, diğerlerinden tamamen ayrı bir kategoride olduğunu da. Yani tamamen özgün bir dil. Nüfusları da gerçekten aslında çok az yani İstanbul'un nüfusu kadar bile değil. Yaklaşık 11 milyon nüfusu var. Bi nevi günümüze ulaşmış tarihi bir figür gibiler.
Şimdi bu ön bilgilendirmelerden sonra gelelim en beğendiğim parçalara, size 4 + 1 bonus şeklinde sunucam keşfettiğim bestlerimi;
Asıl olarak beğendiklerim bunlar. Yunan müzik turlarımda benim oluşturduğum Mahşerin Dört Atlısı bu yani.
Artı bonus olarak müzikal olarak bunlar kadar iyi olmasa da insanı acayip pozitif hissettiren bir parça var. Bu Stavento denen adam Yunanistan'da ünlü birisiymiș, başka şarkılarını da dinledim ve bu parçada düet yaptığı hatun acayip sempatik. Şu klibi izleyerek parçayı dinlediğinizde bilmiyorum siz de benim gibi kendinizi gülümserken bulacak mısınız;
Bonus Parça
Evet millet, sizinle paylaşmak istediklerim bu kadar. Ne düşünüyorsunuz bu müzikler hakkında? Ve varsa eklemek istediğiniz bir şeyler nedir düşünceleriniz? Tüm bunları tek başıma keşfedip kendim şaşkınlık yaşıyorum. Sizinle de paylaşmak istedim. Yanı başımızda bambaşka bir kültür var. Bana göre bu parçalar efsane ve Yunan dilinin harbi bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum. Diğer komşularımızın dillerinden aşağı yukarı haberdarım, hepsini duymuşluğum var. Hele Fatih Terim'in Ermenistan'da basın açıklaması yaparkenki o Ermenice ne kasvetli bir dildi öyle. Kürtçeyi zaten biliyoruz, hiç estetik bir dil değil, Ruhani'den Farsçayı da duyduk, zaten bunlar akraba diller, altımızda Araplar var zaten, bunlar da hiç kulağa hoş gelen diller değil bana göre. Üstte Ukrayna tarafları var, onların aksanı yani slavic diller Türkçe gibi damaktan konuşulan dillerdir, aksan olarak çok benziyor bize, kulağa biraz tırmalayıcı geliyor ama bi önceki saydıklarıma nazaran daha güzel bi dil Rusça. Bulgarca da aynı şekilde Türkçe-Rusça karışık tadında, bir iticiliği yok ama ahım şahım bi çekiciliği de yok. Gerçi Yunanca'yı öğrendikten sonra sıradaki öğreneceğim dil Rusça olacak. Ama bu Yunan dili benim harbi hoşuma gitti. Dibimizde İspanyolcanın daha hoş bi versiyonu varmış, harbiden yeni haberim oluyor. Hatta Youtube'daki LangFocus kanalının "Yunanca ve İspanyolca neden birbirlerine benziyor" diye bir videosuna denk geldim kendim bu benzerliği farkettikten sonra. Altına bi Yunan demiş ki, "La Casa De Papel'i ilk izlediğimde 'Bi dakka bunlar Yunanca konuşuyor ama aynı zamanda bu Yunanca değil' dedim" diyor. Öyle bi muhabbet yani. Bir dili öğrenirken o dilin kulağa hoş gelişi çok önemli bence ve insanın o dili öğrenme azminde en büyük pay sahibi de bu etken olsa gerek. Almanca'yı da seven biri olarak, (gırtlaklı konuşulan dillerden tek sevdiğim dil) umarım onu da envanterime eklerim bir gün. Neyse konumuz Yunan müzikleri ve kültürü. Kendimi artık Deutsche Rap'in yanında dinlemekten keyif alacağım ekstradan yeni bir rap dili ve hatta müzik yani vokal dili bulmuş gibi hissediyorum. Benim düşüncelerim bunlar. Bi de sizinkileri alalım. Parçalar nasıl sizce? Ve tüm bu anlattıklarımla ilgili genel olarak ne düşünüyorsunuz?
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.11.03 22:03 MertHr Tuna nehri akmam diyor

Ruslar 24 Nisan 1877’de Osmanlı devletine harp ilan etmişlerdi. Romanya, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ da Rusların yanında yer almışlardı. Osman Paşa o zaman Vidin müstahkem mevki kumandanı idi. 7 Temmuz’da Sırp kuvvetlerini bozgu na uğratarak büyük bir ün yapmıştı. Rusların büyük bir ordu ile Tuna istikametine gelmekte olduğu haberi alınınca, Plevne’ye gönderildi. 20 Temmuz günü, burasını kuşatan Rus öncü kuvvetlerini dağıttı. Fakat 10 gün sonra asıl Rus birlikleri kalabalık bir şekilde gelerek Plevne yakınlarında karargah kurdular. 40.000 asker ve 172 ağır topu bulunan bu düşman ordusuna, gece yarısı ani bir baskın yapan Osman Paşa, birkaç saat içinde bu kalabalık Rus ordusunu perişan ederek geri çekilmeye mecbur etti. Ertesi gün kaleden çıkan Osman Paşa Lofça önlerinde kalabalık bir Rus birliğini daha mağlup etti. 7 Eylül günü Ruslar, tekrar Plevne önlerine geldiler. 10 gün süren bu kuşatma, daha şiddetli muharebelere sahne oldu. Osman Paşa sık sık kaleden çıkış hareketleri yaparak Rus birliklerine ani baskınlar yapıyor ve ağır kayıplar verdiriyor du. Nihayet 17 Eylül günü Ruslar yine geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu tarihlerde Osmanlı tahtına, Sultan II. Abdülhamid henüz yeni çıkmıştı. Bir ferman göndererek Osman Paşa’ya Gazi ünvanı verdi ve rütbesini Mareşalliğe yükseltti. Tarihe geçen Plevne müdafaası bundan sonra başlıyor. 25 Ekim 1877’de Ruslar, Grandük Nikola kumandasında gayet kalabalık bir orduyla tekrar Plevne’yi kuşattılar. Öyle ki, 170 tabur, 152 süvari bölüğü, 571 ağır topları bulunuyordu. Şehri savunacak kuvvetler o kadar az di ki, mukayese bile edilemezdi. 3 aydan fazla süren muhasaralar ve aralıksız devam eden muharebeler yüzünden şehirde yiyecek kalma mış, cephane tükenmişti. Yardım gelebilecek yollar, aylardır Rus kontrolü altındaydı. Grandük Nikola Gazi Osman Paşa’ya bir ültimatom gönderdi:ne mani olmak üzere:“Mareşal hazretleri, zât-ı devletinize aşağıdaki hususları bildirmekle şeref kazanırım:Gorna Dubnik ve Teliş’teki Türk kıt’aları esir edilmişlerdir. Rus orduları da Osikovo ve Vratça mevzilerini ele geçirmişlerdir. Plevne, Çarlık muhafızları ve topçulardan mürekkep bir kolordu ile takviye edilmiş olan Batı Kolordusu tarafından kuşatılmıştır. Bundan böyle hiçbir iaşe kolunun gelmesi beklenemez.İnsaniyet namına ve mes’ûliyeti zât-ı âlînize râci olacak fazla kan dökülmesine mani olmak üzere sizi, bütün mukavemetleri kesmeye ve tayin edeceğimiz bir yerde teslim şartlarını görüşmeye davet ederim.Mareşal hazretleri, yüksek saygılarımı kabul buyurunuz.”Grandük Nikola’nın yazdıkları gerçeğe uygundu. Fakat Osman Paşa, arkadaş larının fedakarlığına müracaat etti. Teslim olmayacaklardı. Hemen cevap gönderildi:“Kumandam altında bulunan Türk ordusu, cesaret, şecaat ve enerjilerini isbat etmekten iç bir zaman geri kalmamışlardır. Bugüne kadar yapılan bütün savaşlarda muzaffer olmuşlardır. Bu sebeple majeste Çar, kendi muhafız kuvvetleri ile topçuları nı, imdat kuvveti olarak buraya getirmek lüzumunu duymuşlardır. Gorna Dubnik ve Teliş mağlubiyetleri, buralarda bulunan kıt’aların teslim olmaları, muhabere ve muva sala yollarının kesilmesi, büyük yolların işgal olunması, ordumu teslim etmem için kafi sebep değildir. Bu suretle, askerimin şevkinden iç bir şey eksilmemiştir. Ve bunlar. Türk askeri şerefini muhafaza etmek için yapmaları lazım gelen her şeyi henüz yapmış değildirler. Bu güne kadar vatanımız uğrunda seve seve kan döktük. Teslim olmaktansa, buna devam edeceğiz. Dökülen kanların mes’uliyetine gelince, bu dünyada da, öteki dünyada da bu harbe sebep olanların üzerinedir.”Gazi Osman Paşa, bütün mahrumiyetler içinde iki ay daha savaştı. 8 Aralık’ta bütün hakikatler, artık teslim olmaktan başka çare kalmadığını açıkça ihtar ediyordu. Fakat Osman Paşa, talihini bir defa daha deneyecek, muhasarayı yarıp çıkacaktı. -Böyle bir teşebbüsün muvaffak olacağı hakkında kimse kendisini aldatamaz. Fakat bana öyle geliyor ki, vatanımızın şerefi ve ordumuzun şöhreti, bizim böyle son ve yüksek bir teşebbüse girişmemizi vacib kılar” Diyordu. Talihi yaver olmadı. 16 Aralık 1877 günü, elinde kalan son kuvvetlerle kaleden dışarı çıktı ve düşman kuşat ma hatlarına saldırdı. Bunlardan bir kısmını parçalayıp geçebildi ise de, kesin bir netice alamadı. Birinci Tümenin başında döğüşürken ağır bir şekilde yaralandı. Bu durum bütün birliklerde hemen paniğe yol açtı. Osman Paşa Plevne ordusunun her şeyi idi. Tümen ve Tugay kumandanlarının ricası ile, düşmandan teslim şartlarını sormak zorunda kaldı. Savaşa son verilmesi emrini, ağlaya ağlaya verdi. Plevne dolaylarında ufak bir kulübede, daima şan ve şeref içinde taşıdığı kılıcını, vazifesini hakkıyla yapmış insanların duyduğu huzur içinde, general Ganeçki’ye teslim edecekti. -Ne yapalım, kaderde bu da yazılıymış. Kimse bizim namus askerimizi yerine getirmediğimizi iddia edemez. Allah şahittir ki, biz vazifemizi yaptık.Dedi. Kulübede diğer paşalarla, paşanın doktoru, Albay Hasip Bey de vardı. Kurmay başkanı Tahir Paşa bu manzara karşısında gözyaşlarının tutamadı. Osman Paşa, arkadaşının yüzüne sevgi ve minnetle baktı ve-Alın yazısını kimse değiştiremez, dediSonra aralı bir aslan gibi, gözlerini düşman generaline çevirdi. Doktor Hasip Bey’in kolunu tutarak hafifçe doğruldu.-Buyur generalim, diyerek kılıcını uzattı.Hayret! Rus generali Ganeçki, ellerini yüzüne kapamıştı-Ben, bu kılıcı alamam!Diye geri geri çekiliyordu. Onun da gözleri yaşlıydı. Hayatında ilk defa böyle büyük bir kahramanla karşılaşıyordu. Mücadele müsavi şartlar altında geçmemişti. Bire karşı ona hücum etmişler, her defasında yenilmişlerdi. Gazi Osman Paşa vazifesini yapmış, dünya askerlik tarihine şan ve şerefle dolu bir destan hediye etmişti. Böyle bir kumandanın kılıcı nasıl alınırdı? Osman Paşa, bir araba ile Plevne’ye götürüldü. Yolda, başkumandan Grandük Nikola ile Romanya prensi Karol tarafından karşılandı. Grandük elini Osman Paşa’ya uzattı:-Siz ne büyük askersiniz Mareşalim, dedi.Prens Karol de büyük bir saygı ile eğildi. Paşa’nın elini sıkmak istedi, fakat Osman Paşa vermedi.-Ben, koskoca bir imparatorluğun müşiriyim, bir âsiye elimi sıktırmam, dedi.O tarihe Romanya Osmanlı devletine bağlı bir eyaletti. Bu savaşta da Romanya halkı Rusların yanında yer almışlardı. Plevne’ye gelirken düşman askerleri yollarda sıralanmışlar, bu yaralı aslanı alkışlıyorlardı. Gazi Osman Paşa, ertesi gün Plevne’ye gelen Rus Çarı I. Alexandr’ın huzuruna çıkarıldı. O da bu kahramanın kılıcını almak cesaretinde bulunamadı. -Mareşalim, dedi, sizi candan tebrik ederim. Müdafaanız, askerlik tarihinin en güzel hadiselerinden biri olmuştur. Sizin gibi bir kumandanın kılıcı alınmaz. Onu kendi memleketinizdeymiş gibi şerefle taşıyabilirsiniz.Bir müddet sonra Gazi Osman Paşa, Harkov’a götürüldü. Orada 34 ay kadar esir kaldıktan sonra İstanbul’a gönderildi ve büyük bir merasimle karşılandı. Sultan II. Abdülhamid Han, onu alnından öperek taltif etti.
submitted by MertHr to kopyamakarna [link] [comments]


2019.11.03 14:39 masalokucomtr Klima Filtresi Nasıl Temizlenir ?

Klima Filtresi Nasıl Temizlenir ?
https://preview.redd.it/dajfcu5u5hw31.png?width=810&format=png&auto=webp&s=3ac380c868c13ae2cb7d7c0a8e12964dd47214dd
İç ünite filtreleri, filtrede karbon, anti bakteriyel ya da plazma yer alıyorsa mutlaka temizlenmelidir. Filtre temizliğinin süresi, kullanılan yere göre değişiklik göstermektedir. Temizlik kullanılan yerin ne kadar hijyenik olduğu göz önüne alınarak 15 günde ya da ayda bir yapılabilir. Ayrıca klimanıza bakım yaptırdığınız zamanlarda da filtre temizliği kesinlikle atlanmamalıdır. Filtre temizliğine girmeden önce olası bir elektrik kazasını önlemek adına cihazla elektriğin bağlantısı tamamı ile kesilmelidir. Filtreyi temizlerken kimyasal maddeler arasında yer alan benzin, tuz ruhu, tiner gibi maddeleri asla kullanmamalısınız. Klimanızın filtresini temizlerken, önce filtreleri zarar vermeden klimadan çıkarın. Daha sonra çıkarılan filtreyi tozlardan arındırın. Fakat bunu silerek yapmanız doğru olmayacaktır. Ne kadar silerseniz silin, mutlaka belli tozlar filtrede kalır. Bu nedenle en mantıklısı elektrik süpürgesinden yardım almaktır. Tozları temizledikten sonra filtreyi temiz bir su ile dikkatlice yıkayın. Alternatif bir yöntem arıyorsanız, klimayı üreten firmanın cihazın kullanım kılavuzunda gösterdiği temizleyici ve kimyasal maddeleri kullanabilirsiniz. Ancak biz yine de ilk yöntemi yapmanızı öneriyoruz. Klimadaki hava filtresinin temizlenmesinin ardından diğer filtreler de aynı özenle temizlenmelidir. Klimanın markası ile doğru orantılı olarak klimada yer alan filtrelerin şekillerinde de değişiklik görülmektedir.

Filtre Değiştirirken Hangi Hususlara Dikkat Etmeliyiz?

Klima filtresini değiştirirken dikkat etmemiz gereken birkaç altın kural mevcuttur. Aksi halde iş kazalarına maruz kalma ihtimalimiz oldukça yüksektir. Bunları sıralayacak olursak: Filtre temizliğine başlamadan önce klima tamamen kapatılmalı ve klima ile elektrik arasındaki bağlantı kesilmelidir. Filtre değişimi için filtreyi klimadan çıkarırken filtredeki tırnakların kırılmamasına özen gösterilmelidir. Filtreyi temizleme ya da klimadan çıkarma esnasında sabun, deterjan gibi kimyasal içeren maddeler kullanmamalı; filtreye zarar verme ihtimali olan alet ve edevatlardan kaçınmalısınız. Cihazdaki filtrenin temizlenme veya değiştirilme süresi kullanıldığı ortam göz önüne alınarak değişiklik gösterir. Filtrelerin ne kadar ömrünün olacağı ise sigara dumanının yoğunluğu, kullanılan odanın büyüklüğü ve çalıştırılma süresi gibi nedenlerle değişmektedir. Hava filtreleri her 30 günde 1 su ile yıkanarak ya da elektrik süpürgesi yardımı ile aksatılmadan temizlenmelidir. Opsiyonel aktif carbon filtresinin ömrü 2 yıldır. Bu nedenle bu filtre daha fazla tercih edilir. Elektrostatik filtre ise sadece 2 ya da 3 ay kullanılabilir. Bu filtreyi kullanıyorsanız, ömrü dolduğunda filtreyi atmamayı unutmamalısınız. Klimanızın filtresi değiştirildikten sonra bir süre klimanızı kullanmayacaksanız, klima iç bölümlerinin kuruyabilmesi için klimayı 2 saat fan modunda çalıştırmanız gerekmektedir. Filtresiz klima çalıştırmak, klimanın içerisinde toz birikmesine neden olacağı için klimada arızalar meydana getirebilir. Bu nedenle, klimaya filtre takmadan çalıştırmamanız sizlerin yararınıza neden olacaktır.

Filtre Kullanmak Ne Gibi Faydalar Sağlıyor?

Klimada filtre kullanılmasının sağladığı pek çok fayda mevcuttur. Bunlardan ilki klimadaki filtre sayesinde klima içerisine tozun ve kirli havanın girememesidir. Bunun yanında cihazda filtre bulunması, cihazınızın ömrünü de azımsanmayacak düzeyde uzatır. Bir diğeri ise konfor şartlarıdır. Klimada kullanılan filtre, klimanızın konfor şartlarını daha etkin bir şekilde kullanabilmenizi sağlar. Filtre kullanımı ile birlikte klimadaki ısıtma ve soğutma işlemleri sorunsuz bir şekilde sağlanacaktır. Filtre cihaz üzerinde bulunduğu zaman, zararlı maddeler evaperatör ve fana gelemez. Bu durum, sağlık için tehlikeli maddelerin kolaylıkla temizlenebilmesine de yardımcı olacaktır. Yine filtre klima üzerindeyse klima kaynaklı soğutma ve ısıtmada yaşanan verimsizlik, koku ve bakteriler daha rahat giderilir. Bu durum, filtrenin 15 günde ya da ayda 1 düzenli olarak temizlenmesiyle daha da hızlanacaktır.
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.11.03 14:14 masalokucomtr Vestel Klima Kullanma Kılavuzu

Vestel Klima Kullanma Kılavuzu
https://preview.redd.it/tjrad9mq0hw31.jpg?width=750&format=pjpg&auto=webp&s=f0fd869924eadd8e2c0a2fe893fbd25db316d56c
Saygıdeğer müşterimiz. Teknoloji ve doğa dostu olan Vestel ürününü tercih ettiğiniz için sizleri canı gönülden kutluyoruz. Sizlere beklediğinizin çok daha üstünde bir ürün sunmayı amaçlayan Vestel modern tesislerinde özen gösterilerek üretilen, titizlikle kalite kontrollerinden geçirilen Plazma İnverter WIFI 9 A Duvar Tipi Split Klimanız, gereken bakımını yaptırdığınız ve kullanımına özen gösterdiğiniz taktirde sizlere uzun yıllar verimli bir çalışma sağlayacaktır. Kullanım kılavuzu sizlere klimayı nasıl kullanacağınız konusunda yardımcı olur. Klimanızın en ileri teknolojik çözümleri içerisinde bulundurduğunu ve oldukça kolay bir kullanımının olduğunu göreceksiniz. Klimanızı kullandığınız süre boyunca memnun kalmanızı dileriz. Bu ürün, çevreye saygılı Vestel beyaz eşya AŞ tarafından doğa dostu olarak üretilmiştir.

Güvenlik İçerikli Önemli Bilgiler

Bu kılavuz, klimanızın güvenliği, ilk kullanımı, klimanızın bakımı ve temizliği ve kullanım amaçları ile alakalı önemli bilgiler içerir. Bu kullanım kılavuzunun her daim klimayla beraber saklanması gerekir. Ürünü başka birine devrettiğiniz taktirde klima kullanma kılavuzunu da vermeyi ihmal etmeyin. Klimayı kullanmaya başlamadan önce elektrik çarpması, yanık, yangın ya da yaralanma riskini en aza indirebilmek adına çok dikkatli bir şekilde okumalısınız. Uzun yıllar klimanızdan verim almak istiyorsanız klima temizliği, bakımı ve çalıştırılması konusunda hususlara mutlaka uyun. Klimanızın montajının kesinlikle Vestel yetkili servisi aracılığı ile yapılmasını sağlayın.

Klima Kurulumu İçin Güvenlik Uyarıları

ciddi yaralanmalara, ölümlere, mal kaybına neden olmaması için klima kesinlikle topraklama işleminden geçmelidir. Topraklama kablosu asla bir su borusuna, paratonere, bir gaz borusuna ya da telefon topraklama kablosuna bağlamayın. Montaj biter bitmez klimaya elektrik verin ve herhangi bir kaçak olup olmadığına emin olun. Bu işlemi yapmayı ihmal ederseniz, üründe hasar oluşmasına ve elektrik çarpmasına sebep olabilir. Montaj işlemi, montaj kuralları uygulanarak kesinlikle Vestel yetkili servisi tarafından yapılmalıdır. Montaj işlemini kendiniz yapmayı denemeyin. Böyle bir şey yapılması durumunda üründe hasar ya da yapan kişide yaralanma görülme ihtimali çok yüksektir. Klimanın kablo bağlantısı milli elektrik düzenlemeleri ilkesine uygun olarak işinde uzmanlaşan bir elektrikçi ile yapılmalıdır. Klima kalıcı şekilde sabit bir kablo donanımı ile bağlanmışsa ve 10 mA’’dan daha yüksek kaçak akıma sahipse sabit olan kabloya, çalışma akımı 30 MA’dan yüksek olmayan kaçak akım koruma rölesi bağlanmalıdır. Klimanız elektrik şebekesine uygun şekilde otomat ve gecikmeli olarak bağlanmalıdır. Klima montajı için yer seçimi yaparken asla sıvı ya da yanıcı maddelerin yer aldığı bir yeri seçmeyin. Böyle bir dikkatsizlik yaparsanız, sonuçları korkunç olabilecek bir yangına davetiye çıkarmış olursunuz. Klima kurulumundan sonra aşırı ses ya da titreşime maruz kalmamak adına klimanın tam olarak sabitlenmesini klimayı kuran yetkili personele hatırlatın. Dış ünite montajı yapılırken komşularınızı rahatsız etmeyecek bir yere montajlanmasını klima kurumunda görevli personelden rica edin. Klimada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise elektrik sigortasıdır. Montaj sonrası elektrik sigortasının sizin rahatlıkla ulaşacağınız bir yerde olması oldukça önem taşır. Bu sebeple bu konuya çok dikkat etmenizi öneririz. Klima sigortasına hızlı bir şekilde ulaşabilmeniz, olası bir sorunda elektriğini kesmenize yardımcı olur. Bu durum bir anda çıkan yangın, deprem ve buna benzer afetler için hayat kurtarıcı olabilir.
Klima sadece ürün üzerinde yer alan etiket baz alınarak çalıştırılmalı ve bağlanmalıdır. Klimanızı kullanmadan önce mutlak suretle şebeke gerilim değerinizin ürün etiketinde yer alan değer ile uyum sağlayıp sağlamadığını kontrol ettirin. Klima, kesinlikle sigorta vasıtası ile topraklı enerji hattına bağlanmalı; ve klima denenmek için çalıştırılmalıdır. Topraklama yaptırmadan kullandığınızda yaşanması olası olan ya da yaşanan hiçbir zarar, üretici hatasından kaynaklı olmamaktadır. Klimada ne sorunu yaşanırsa yaşansın tamiri için mutlaka yetkili servisten faydalanın. Klima tamirinde yetkili olmayan kişilerce yapılan tamir sebebi ile doğacak sorunlardan yetkili servisi sorumlu tutamazsınız. İç ünite montajı yapılırken yerden yükseklik oranının 1,8 metreden daha az olmamasına özen gösterin. Klima kullanımı sırasında iç ya da dış ünitelerde yer alan deliklere cisim ya da parmak sokmak çok sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Dış ünitenin üzerine onu kapatacak bir madde koymamaya dikkat edin. Aynı şekilde önüne de herhangi bir madde koymayın. Hava akışını yönlendiren kanatların arasına kesinlikle bir cisim sokmayın. Böyle bir şey yaparsanız iç üniteye hasar vermekle birlikte yaralanma riskiniz de çok fazla olacaktır. Fan yüksek hızda döndüğü için de yaralanmalar meydana gelebilir. Yağmurlu ve gök gürültülü havalarda ya da ani elektrik kesilmelerinde klimanıza herhangi bir zarar gelmemesi için şarteli kapatarak klima güç bağlantısını kesmeyi ihmal etmeyin. Bunu ihmal edenler yangına veya elektrik çarpmasına maruz kalabilirler. Kyoto anlaşmasında da belirtildiği gibi klimalar, florlu sera gazlarını içerisinde barındırır. Klimadan çıkan havanın vücudunuza direkt olarak temas etmemesine çok dikkat edin. Bu durum, sağlığınızı olumsuz yönde etkileyecektir. Hayvan, insan ya da bitki fark etmeden klimadan çıkan soğuk ya da sıcak havaya direkt maruz kalmamalıdır. Hava yönünü insanlara direkt üflemeyecek şekilde ayarlamaya özen gösterin. Uzun süre klima soğuğuna maruz kalmak, sizlere hem sağlık açısından hem de fiziksel zarar verecektir. Klima çalışırken kapı ve camlar kapatılmalıdır. Bu yapılmadığında klimanın performansında düşüş yaşanacaktır. Klimayı uzun süre hava alamayan ortamlarda çok fazla kullanmayın. Klimayı ocak, fırın ve buna benzer aletlerle çalıştırırken ortamı arada da olsa havalandırmak ihmal edilmemelidir. Kapı ya da cam açıksa veya bulunulan ortamda nem çok yüksekse klima uzun süre çalışır durumda kalmamalıdır. Dış ünite haricindeki klima parçalarını, yağmur, güneş ve buna benzer açık hava ortamlarında bırakmayın. Klimalar, kapalı ortamlar için ev tipi olarak tasarlanmıştır. Klimayı sadece amacına uygun olarak kullanın. Ortamı ısıtma veya soğutma dışında hayvan, gıda, bitki ve buna benzer şeyleri korumak adına kesinlikle kullanmayın. Klima kullanın amacının dışına çıkarak kullanıldığında üründe hasar meydana gelebilir. Bununla beraber bu durum, ciddi sağlık sıkıntıları da yaşatabilir. En önemlisi ise kullanıcı kaynaklı bir sorun olması nedeni ile klima garantisi iptal edilir. Bu koşullarda oluşacak hasar ne boyutta olursa olsun kullanıcı tarafından karşılanacaktır. Klimanız sadece açıklanan kullanım amacı niteliğinde kullanılmalıdır. Elektrik devresine fazla yük yüklendiğinde bu durum ciddi zararlara neden olacaktır. Bunu göz önüne alarak klima çalışırken başka yüksek güç çeken cihaz çalıştırmamaya özen gösterin. Klima için çoklu prizleri ya da uzatma kablolarını tercih etmeyin. İhmal durumu hasara ve elektrik çarpmasına sebebiyet verebilir. Klima kullanımı 8 yaş üzeri çocuklar, kısıtlı zihinsel, fiziksel, duyusal veya bilgi ve deneyim konusunda yetersiz olan kişilerin kullanması için gözetim altında tutulmaları ya da klimayı güvenli olarak nasıl kullanacakları konusundaki talimatları ve klima kullanımına dikkat edilmediğinde yaşanabilecek tehlikeleri anlamaları gerekir. Çocuklar, klimayı oynanacak bir araç olarak görmemelidir. Eğer klima temizliği ya da bakımını yapıyorlarsa, bu işlem sırasında mutlaka yanında bu işten anlayan bir büyük bulunmalıdır. Özellikle klima iç ünitesi çocukların uzak durması gereke n bir parçadır. Ambalaj malzemeleri, boğulmaya sebebiyet verebilecek malzemelerdir. Bu sebeple malzemeleri çocukların ulaşacağı kadar rahat yerlere koymayın. Kullanmaya başlamadan klima işlevlerini dikkatle kontrol edip tüm işlevlerin doğru olduğuna emin olun. Klima sadece klima gövdesinde ya da klimada yer alan elektrik kablosunda herhangi bir hasara rastlanmadığı zaman kullanılmalıdır. Elektrik kablolarında belirli aralıklarla hasar kontrolü yapmayı ihmal etmeyin. Klima elektrik kablosunun üzerine eşya koymak ya da kabloyu çekerek zorlamak tehlikeye sebep olabilir. Elektrik kablosunda herhangi bir sıkıntı yaşandığı anda olası bir tehlikenin önlenebilmesi adına sadece üretici önerili yetkili servisten yardım alınmalıdır. Klimanız, çalışmasında anormal durumlar söz konusuysa, klima kablosunda hasar varsa, klimada yer alan elektrikli parçalar ciddi şekilde zarar görmüşse, klima suya düşme, sel baskınına maruz kalma gibi sorunlardan dolayı ıslanmış ve elektriksel parçalar su temasına maruz kalmışsa, klimadan daha önce duyulmayan bir ses, koku ya da duman gelirse kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu belirtilerden bir tanesini bile yaşarsanız, klima ile elektrik bağlantısını kesmeli; klimayı kapatmalı ve yetkili servisi ile kısa süre içerisinde irtibata geçmelisiniz. Aksi taktirde hasar gören bir klima ya da klima parçaları sonucunda ciddi yaralanmalar yaşanabilir. Üreticinin tavsiye etmediği aksesuarların klimada kullanımı hem klimanın bozulmasına hem de sizin ciddi şekilde zarar görmenize sebep olabilmektedir. Klimanın soğutucu gaz dolaşımının gerçekleştiği gaz devresine asla kesici ya da delici maddelerle yaklaşmayın. Boru uzantılarındaki üst yüzey kaplamalarının ve ısı değiştirici gaz kanallarının delinmesi sırasında püskürecek gaz, ciddi göz yaralanmaları ve cilt tahrişlerine sebep olmaktadır. Klimaya doğru soğutucu veya yanıcı gaz içerikli spreyler sıkmayın. Klimada meydana gelen herhangi bir soğutucu gaz kaçağı esnasında ortamı havalandırarak mümkün olan en kısa sürede yetkili servisle iletişime geçmeniz sizlerin yararına olacaktır. Klimanın yer aldığı ortamda yanıcı gaz kaçağı yaşanması durumunda klimayı ve gazı kapatın. Ortamın tam olarak havalandığına emin olmadan klimayı kesinlikle tekrar çalıştırmayın. Klima elektrik kablosunun veya klimanın yakınında ısıtıcı tarzında maddeler bulundurmayın. Isıtıcıdan yayılan ısı, klimada yer alan plastik parçaları eritebilir. Nemli ya da ıslak eller ile klimaya temas etmeyin. Eğer uzun süre evde olmayacaksanız ya da bir şekilde klimayı uzun süre kullanmayacaksanız, elektrik bağlantısını sigortadan kesmelisiniz. Enerji kesildikten sonra yeniden geldiği zaman klimanız en son hangi modda çalışıyorsa o modda çalışmaya başlayacaktır. Olası bir elektrik kesintisi esnasında evden çıkacaksak, klima otomatının kapalı hale getirilmesi gerekir. Klima deliklerine bir şey sokmak ya da düşürmek cihaza zarar verir. Bu konuya çok dikkat edin.
Aşağıdaki durumlar için klimanın sigortasının attırıldığından ve klimanın kapalı hale geldiğinden emin olun
Temizlik ve bakım yapılmadan önce
Kurulum işlemi yapılmadan önce
Tamir edilmeden önce
Klimadan boşalan suyu kesinlikle içme suyu olarak kullanmayın. Bu şekilde davrandığınızda ciddi problemler yaşamanız olağandır. Klimayı montajladıktan sonra yer değişimine karar verirseniz bunu asla kendiniz yapmayın. Böyle bir durumda yetkili servis ile görüşmeniz en doğrusudur.
Bakım Ve Temizlik Yapılırken Dikkate Alınması Gereken Güvenlik Bilgileri
Klima temizliği için aşındırıcı ya da sıvı deterjanlardan faydalanmayın ve üzerine sıvı herhangi bir şey sıçratmayın. Böyle bir durumun yaşanması halinde plastik parçalar zarar görebilir. Bunun dışında elektrik çarpması gibi tehlikeli bir durum da yaşayabilirsiniz. Temizlemeye başlamadan önce herhangi bir zararı engellemek amaçlı klimayı kapatıp şarteli indirin. Yangının ve kısa devrelerin meydana gelmemesi adına iç üniteyi mutlaka kuru tutun. Bakım ve temizlik bölümünde anlatılan hususlara uyarak klimanızı dikkatle temizleyin ve bakımını yapın. Benzin, tiner ve buna benzer hiçbir maddeyi kullanmayın. Aynı şekilde kimyasal maddeleri de klimaya yaklaştırmayın. Hava filtresini takmadan önce filtrenin tam olarak kuruduğuna emin olun. Filtre takılmadan klimayı kesinlikle çalıştırmayın. Bu durum klimada arızaya sebep olacaktır.
Nakliye Ve Taşıma Esnasında Dikkat Edilmesi Gerekenler
Klimanın nakliyesi ve taşınması sırasında, özellikle iç ünite taşınırken OK yönüne dikkat edilmelidir. Dış üniteyi dik olarak taşıyıp yine beklettiğiniz yerde dik şekilde bulundurun. Dış ve iç ünite kutularının üzerine baskı yapma ihtimali olan hiçbir şey koyulmamalı ve kutulara kesinlikle basılmamalıdır. Klima montajı bina çıkışlarına, merdivenlerine ve koridorlarına yapılmamalıdır. Klimanın denendiği durağan basıncın 100 KPa olduğu bilinmektedir. Klimanın elektrik bağlantısı esnasında kullanılması gereken sigorta 18.000 ve 24000 btu için C tipi 20A’, 9.000 ve 12.000 btu için C tipi 16A’dır. Klima montajı yapılacak mekanın elektrik tesisatı kablo çapının istenen kesitte olmasına özen gösterilmelidir. Klimanızda yalnızca dış ünite bina dışı kullanımı için uygundur.
Klima Montajı İçin Konum Seçilmesi
İç ünite
Klima yakınında ısı ya da buhar kaynakları yer almamalıdır. Montajın konumunda hava dolaşımına engel olacak bir sorun olmamalıdır. Klimada hava dolaşımı iyi olmalıdır. Klimada tahliye yapımı kolay olmalıdır. Klima montajı kapı girişine yakın yapılmamalıdır. Klima ile tavan, duvar, dekorasyon ve diğer engeller arasında yeterli mesafe bulunmalıdır. Montaj konumu tavandan yaklaşık olarak 30 cm aşağıda yer almalıdır.
Dış Ünitede
Dış üniteyi yağmur ya da güneş ışınlarından koruyan bir tente varsa kondenserin ısı dağıtımına engel olmadığından emin olun.
Piller
Pilleri direkt olarak ateş, güneş ışığı ve bunun gibi etkenlere maruz bırakmamalısınız. Daha önceden kullandığınız pil ve yeni pil bir arada kullanılmamalıdır. Bitmiş pillerinizi kılavuzda yer alan pillerin takılması bölümünde anlatılan şekil ve tipteki pillerle değiştirin. Şarj edilebilir pillerden uzak durun. Pillerin aktığını fark etmeniz durumunda uzaktan kumandayı kesinlikle kullanmayın. Kumandada göreceğiniz 2478 simgesi pillerinizin bittiğine işarettir. Bu simge karşınıza çıktığında pilleri değiştirmeniz gerekir. İki adet kalem pil V AAA
tip 1,5 kullanın. Uzaktan kumanda pil kapağı ok yönünde açılmalıdır. Pilleri doğru yönde taktığınıza emin olarak yuvalarına dikkatli bir şekilde yerleştirdikten sonra kapağı kapatın.
Sorumluluk sınırlaması
Bu kılavuzda bulunan tüm teknik bilgiler, kullanım talimatları, klima bakımı, klima çalıştırılması ve klimanızla alakalı son bilgileri içermektedir. Üretimi yapan firma, üretici firma tarafından onaylanmayan yedek parçaların kullanılması, cihaz üzerinde izin
verilmeyen değişiklikler yapılması, cihazın kullanım amacının dışında kullanılması, kullanım kılavuzundaki talimatlara uyulmaması ve yetkili olmayan onarım işlemlerinin sebep olacağı herhangi bir hasardan ya da olası bir yaralanmadan kesinlikle sorumluluk kabul etmemektedir. Klima montajının yapılacağı mekanda bulunan elektrik tesisatının uygun olup olmaması tüketici sorumluluğunda olan bir konudur.
Teknik Değerler
Mevsimsel verim değerleri EN 14825 standardı esas alınarak belirlenmiştir.
Anma değerleri TS EN 14511 standardındaki T1 iklim koşulları dikkate alınarak belirlenmiştir. Dış ve iç ortam sıcaklıklarının, belirlenen sıcaklık değerleri dışında bir değerde olması durumunda ısıtma ve soğutma kapasitelerinde değişiklik yaşanacaktır.
Ürünün yanında verilen dokümanlarda ya da ürün etiketinde yazılı olan değerler, ilgili standartlar esas alınarak laboratuvar ortamında elde edilmiştir. Bu değerler, ürünün kullanımına ve dış/iç ortam şartları doğrultusunda değişiklik gösterebilir.
Klimadaki teknik özellikler ya da kılavuz haber verilmeksizin değiştirilebilir.
Bu ürün Elektronik Eşyaların Kontrolü ve atık elektrik yönetmeliğine uygundur.
Bu ürün 2006/95/AT (Alçak Gerilim (LVD) yönetmeliği) ve 2004/108/AT (Elektromanyetik Uyumluluk Yönetmeliği) sayılı Avrupa CE Direktiflerine uygundur.
Kumanda Saatini Ayarlama
Klimanızda sizin isteğinize uygun şekilde otomatik olarak kapatıp açabilmek için kullanabileceğiniz bir saat yer almaktadır. Klima kumandasının pilleri değiştiğinde veya klima yeni alındığında saati ayarlamanız gerekmektedir. Saat ayarını ilk kez yapıyorsanız önce pilleri yerleştirin. Üst ve alt ayar düğmelerini kullanarak saati dikkatli bir şekilde ayarlayın. Piller takıldıktan sonra 5 saniye içerisinde ayarlama işlemine başlamanız gerektiğini sakın unutmayın. Ayarı yapmakta geç kaldığınız taktirde saat 0 olarak ayarlanacaktır. Saat ayarını yapmayı tamamladıktan sonra farklı bir düğmeye basmanıza gerek kalmayacaktır. Yapmış olduğunuz ayar otomatik olarak kaydedilir. 3856 düğmesine her basıldığında zaman 1 dakika ileri gidecek; 3866 düğmesine her bastığınızda ise tam tersi olarak zaman 1 dakika geri gidecektir. Düğmelere basılı tutulması durumunda zamanın çok hızlı azaldığını ya da arttığını göreceksiniz. Olası bir saati tekrar ayarlama durumu olursa bunu saat düğmesine basarak yapabilirsiniz.
Uzaktan Kumanda Kullanılırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Klima uzaktan kumanda ile çok daha verimli ve çok daha etkin kullanılabilir. Fakat bunun için bazı hususlara dikkat edilmesi gerekir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.
Uzaktan kumanda direkt olarak klimadaki sinyal alıcıya doğru tutulmalıdır. Kumandanın işlemesi için sinyal alıcıya olan uzaklığının en fazla 6m olması gerekmektedir.
Uzaktan kumandayı kullanırken alıcı ve kumanda arasında hiçbir engelin olmaması gerekir.
Uzaktan kumanda çok hassas bir parçadır. Bu nedenle kumandayı kesinlikle atmamalı veya düşürmemelisiniz. Ayrıca kumandayı her türlü sert darbeden korumaya özen göstermelisiniz.
Kumanda düğmelerine basıldığında Pink sesi alamıyorsanız kumanda ile klima arasında iletişim sağlanamıyor demektir. Böyle bir durumda klimaya biraz daha yaklaşarak ve kumandayı dik konumda tuttuğunuza emin olarak yeniden deneyin. Sinyal sesinin açık olduğuna emin olun.
Kumandayı ısı yayan herhangi bir cihaza yakın olacak şekilde ve güneş ışınlarının direkt olarak temas ettikleri yerlere kesinlikle koymayın.
Klimanın Uzaktan Kumandasız Çalıştırılması
Uzaktan kumanda bir sebebe bağlı olarak kullanılamaz hale gelir ya da kaybolursa, klimanızı iç üniteden çalıştırmanız mümkündür. Bu işlem için:
İç ünite ön kapağını sağ ve sol alt kısımlarından tutup çekerek yukarıya doğru kaldırın
Klimanızın sağında yer alan düğmeye basarak çalışmasını sağlayın. Klimanın çalışmaya başladığını yanan göstergeden anlayabilirsiniz. Gösterge yandıktan sonra oda sıcaklığına en uygun moda otomatikman kendini ayarlayarak çalışmaya başlayacaktır. Klimayı kapatmak için yine açma kapama düğmesini kullanın
Bu düğmeyle açtığınızda klima otomatik modda çalışacaktır.
Klimanızı çok daha kolay ve etkin bir şekilde kullanmanız için gereken bütün işlevler uzaktan kumandanızda bulunur. Bütün işlevleri kumandada yer alan düğmelerle yönetebilir; kumanda ekranında yapılan tüm değişiklikleri anlık olarak görebilirsiniz.
Hızlı Kullanım Ve İlk Çalıştırma
İlk olarak klima sigortasının açık olup olmadığına bakarak sigorta kapalı ise açmalısınız. Klima yetkili servis tarafından kullanıma hazır hale getirildikten sonra kumanda üzerinde yer alan 4248 düğmesine basın ve klimanızı çalıştırın. Klimada en çok kullanılacak olan derece değiştirme, ısıtma, soğutma gibi işlevleri kolay ve hızlı erişim adına göstergelerin bulunduğu bölümün hemen altında yer alır. Klimayı burada bulunan düğmelerden kapatıp açabilir, sıcaklığı düşürüp yükselterek ya da çalışma şeklinde değişiklik yaparak istediğiniz gibi klimaya komut verebilirsiniz. 4333 düğmesi, klimanın açma kapatma düğmesidir. Bu düğme ile klima açma kapatma işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz. 4346 düğmesi, klimanızı soğutma moduna geçiren düğmedir. Bu düğmeyi özellikle sıcak yaz günleri için sıklıkla kullanacaksınız. 4361 ve 4358 düğmeleri sizlere arzu ettiğiniz sıcaklığı ayarlamanızı sağlayan düğmelerdir. 4374 düğmesi ile klimanız ısıtma moduna geçer. 4386 ve 4383 düğmeleri yine istediğiniz sıcaklığı seçmenizi sağlar. Kumanda kapalıyken 4400 düğmesini hiç kullanmadan direkt olarak 4408 ya da 4405 düğmeleri ile klimayı bu modlarda çalıştırmanız mümkündür.
Klimanın Kullanılabileceği Çalışma Sıcaklık Aralıkları
dış ortam dış ünitede, Soğutma +10 / +46 ºC, ısıtma -15 / +24 ºC’dir. İç ortam iç ünite de ise soğutma +16 / +30 ºC, ısıtma ise +18 / +30C olarak görülmektedir. Dış ortam sıcaklığı olması gerekenden yüksek ise klimanız soğutma modunda istenen verimi vermeyebilir. Yine dış ortam sıcaklığı olması gerekenden düşükse klima ısıtma modunda beklenen performansı göstermeyecektir. İç ortamda çok fazla nem olduğu taktirde iç hava çıkış ağzı nemlenme ihtimali vardır. Yüksek nem hakimken klimanın uzun süreli kullanılması halinde su yoğuşarak iç ünite yüzeyine damlayabilmektedir.
Klima İşlevleri
Klima işlevleri ürün özellikleri bazında farklılık gösterir. Bu nedenle aşağıda gösterilen işlevler klimada yer almıyorsa kullanılmayacaktır. Klimanızın rahatlıkla kullanılabilmesi için uzaktan kumanda yardımı alarak rahatça yönlendirebileceğiniz işlevler yer almaktadır. Bu işlevler sayesinde daha hoş ve daha keyifli bir hayat elde edeceksiniz. İşlevler şu şekildedir.
4632 soğutma işlevidir. Klima soğutma modundayken ortam sıcaklığı konfor ihtiyacına uygun olarak 18–30ºC, arasında ayarlamanız mümkündür.
4653 ise ısıtma işlevidir. Bu işlevde ise ısıtma modunda ortam sıcaklığı baz alınarak 16– sıcaklıkları arasında ayarlanabilmektedir.
4674 eko işlevidir. Bu işlev soğutma ve ısıtma modlarında enerji düşüşünü sağlar. Kumanda aracılığı ile ayarlanabilen sıcaklık değerleri, konforlu bir ortam için en uygun aralık ile sınırlandırılacaktır.
4705 otomatik moddur. Bu işlev sayesinde klima, ortam şartlarını baz alarak çalışma şeklini otomatikman kendisi belirleyecektir. Sıcaklığın durumuna göre soğutma, ısıtma ya da nem alma yapar.
4732 yatay kanat yönlendirme işlevidir. Bu işlev sayesinde yatay kanat düğmesi ile klimanın iç üniteden üflediği hava yönünü düşey şekilde yönlendirilebilir.
4754 fan işlevidir. Bu işlev oda sıcaklığında herhangi bir değişiklik yapmadan havayı oda içinde dolaştırır.
4768 nem alma işlevidir. ortamı çok fazla soğutmadan havadaki nem seviyesini düşürerek ortamı 18-30 derece arasında istediğiniz sıcaklıkta tutar.
4795 turbo işlevidir. Bu işlevle yarım saat içerisinde maximum olan en yüksek ısıtma ya da soğutma elde edebilmeniz mümkündür.
4819 uyku modu işlevi olarak bilinmektedir. Uyuduğunuzda odanın gerekenden fazla ısınması y da soğuması bu işlev sayesinde engellenir.
4849 düşey kanat yönlendirme işlevidir. Bu işlev ile düşey kanat konumları istenilen şekilde ayarlanır ve havanın ortamdaki dolaşımı yatay olarak yönlendirilebilir. 4870 kapat işlevidir. Bu işlev belirlediğiniz sürede bir geri sayım başlatacak süre bittiğinde klima kendisini otomatikman kapatacaktır.
4892 otomatik açma/kapatma işlevidir. Bu işlev ile önceden belirlediğiniz zaman dilimlerinde klimanızın açılıp kapanmasını ayarlayabilirsiniz.
4910 hisset işlevidir. Klima, kumandanızın yer aldığı ortamdaki sıcaklığı baz alacak şekilde çalışır.
4924 otomatik temizleme işlevidir. Klimanızı soğutma modunda kapattığınız andan itibaren iç ünite eşanjörünü otomatik olarak kurutur. Bu sayede nemin sebep olduğu kötü kokudan kurtulmanız sağlanmış olur.
4952 iyonizer işlevidir. Yapılan araştırmalar sonucunda normale oranla çok daha fazla negatif yüklü iyon molekülü içeren havanın bizi daha enerjik ve daha canlı tuttuğu anlaşılmıştır. İyonizer, bu sebeple negatif iyon üretip ortamdaki havaya aktarır.
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.10.16 23:05 De4x Gezgin Günlüklerinden; Kuzgunlu

Bir gezgin olarak tüm ülkeyi köy köy gezdiğim zamandan kalma bir anım var köye dair. 1̸̡̺̘͍̩́̑̌͜9̵͊̈́͐̃̿͛͘͜*̵̲͖̰̥̼͍̣͂̄̆̇͆͝9̴͔̳͇̳̫̞͉̺̹͚͌̎́͒̒̎̇̿̏͝ͅ yılında ziyaret ettiğimde halk tarafından pek de iyi karşılanmadığım için cami avlusunda kalmaya karar verdim.Halk benden huzursuzlanınca ormana gitmek istedim fakat korucular bana izin vermedi. Bir şekilde ormana girmeyi başardım. Ormanın derinliklerine indikçe bir dağ yamacına denk geldiğimi fark ettim. Ayrıca fısıldayan çiçekleri duymaya başladım. İlk başta bunun rüzgar ve yahut beni korkutmak isteyen korucular olduğunu düşündüm fakat çiçeklere yaklaştıkça çiçekler daha net bir şekilde fısıldamaya başladılar. Gece ilerledikçe daha fazla çiçek ortaya çıkmaya başlamıştı ve bende bunları takip etme kararı aldım. Fısıltıların çoğu gaklamalar ve hırlamalara benziyordu. Bu tuhaf bitkileri takip ederken önce harabe olmuş bir binaya geldim. Her ne kadar içine girmek istemiş olsam da kapısında ölü gözlerle beni izleyen yaşlı bir adam olduğu için çiçeklerden oluşma başka bir patikaya yöneldim. Bu sefer fısıltılar anlamlılaşıyor ve sanki bir takım insanların avları hakkında konuşuyorlardı. Yola devam ederken patika ikiye ayrıldı. Bir tarafta avcıların sohbeti devam ediyordu diğer tarafta ise ne olduğunu anlamadığım bir dilde bir şeyler konuşuluyordu. Anlamsız gelen seslerin takip etmeye karar verdim. Bir süre sonra bir kaç küp dolusu erimiş altın buldum. Fakat bu küpler devasa çeneler tarafından parçalanmışcasına diş izleri ile doluydu. İşte o an koşarak ormandan çıktım. Köye doğru yaklaştığımda korucular beni gördü ve sinirlendiler. Ayrıca soru yağmuruna tuttular. Hatırladığım sorulardan bir kaçı şunlardır: '' Ormanın içinde ne gördün ?'' ''Herhangi bir insan ile karşılaştın mı?'' ''Seninle konuşmaya çalışan canlılar oldu mu ?''. Onlara çiçeklerden ve harabe binadaki yaşlı insandan bahsedince gayet doğal bir şeymiş gibi karşıladılar. Sorduğumda ise sadece çiçekler için şunu söylediler ; '' Yüce yaratıcımızın ormanda kaybolduğumuz zaman bizim için yapmış olduğu bir mucize. Daha fazla söylenebilecek bir şey yok'' . Sabah olduğunda ise tüm köy halkı ellerinde erzaklar ile çok şaşırtıcı bir şekilde hiç tanımadıkları beni uğurlamaya geldiler. Yirmilerinde genç bir adam dışında kimsenin hediyesini kabul etmedim. Yola çıktıktan bir kaç saat sonra erzağı açtım içindekileri yedikten sonra erzak kefesinin içinde bir kartpostal buldum. Ön yüzünde bir köy girişinde duran çok uzun boylu şık bir beyefendi bir ayağını kafa şeklindeki bir toprak yığının üstüne basmış bir şekilde verdiği pozun üstünde kuzgunlar dolanıyordu.
Arka yüzünde ise kargacık burgacık bir yazı ile;
''Lütfen gördüklerini unut ve bizim için yardım getirme.''

-İ̴̲̯̱̘̭̺͓̪̭̋̊͜ͅh̴̲͙̪͇̮̅͛̾̑̀́̈́́͝s̴̟͎͓̹͉͈̎̅̓̍̅̏̔̋͝͝a̴̬̜̪̜͍͈̔̽̀͑̒̂̾̔̑͠͝ņ̵̛̠͍̣̭̟̘͒̈́͘ Kuzgunlu
yazıyordu. O günden sonra ne bir daha bu ismi duydum ne de bir daha o köye geri döndüm.
submitted by De4x to wiredpeople [link] [comments]


2019.10.07 20:51 SikiTuttunSaruman KGB REDDİTİN KURULUŞU 4. BÖLÜM

KGB REDDİTİN KURULUŞU 4. BÖLÜM
Genç Hobbit
~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ Müziksiz Olmaz ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~
*Sarumanın günlükleri 9.kayıp cilt, 20. büyülü sayfa , sayfa 819.

Ben ki Saruman, o gün KGBde sıradan bir güne uyandığımı zannederdim. Fakat gün geçmesin ki yeni bir hobbit doğmasın. Her yerden insanlar olurdu küçük kgb kasabasında, farklı yüzler tanırdık. Ancak bugün bahsedeceğim kişi en ücra yerlerden, hatta orta dünyada yalnızca benim gibi bir whitewizardın bile bulamadığı gebze isimli karanlık bir mağaraya kökenini dayandırır.
O gün commentlerde ortaya çıkan bu genç adamın ismi u/kralperxx idi.
Ünvanını kazanmamış bu hobbiti her yerde görebilirdiniz altın çağ öncesinde; postlarda, commentlerde ve nsfwlerde. Ancak her hobbitin olduğu gibi, onun da yükseliş zamanı vardı, ve o güne tanıklık etme şerefine nail olanlardandım.
Tam olarak söyle olmuştu:
Ben Saruman, ak asamı elime almış rising postsu incelemeye koyulmuştum. Tam güzel bir nsfw ile zabumafuyu dizginlemeyi başarmış, günlük sonrasında hobbit teftişindeydim ki canla başla çalışan, hatta her gün en az bir shitpost atan o gözüme çarptı. Gebzeli olduğunu belirten hobbite yüce bir cüce, Han'da bağırarak ilk ismini veriyordu.
''GEBZELİ OROSPU ÇOCUĞU!''
Yüce Valar aşkına! O ne kuvvetli bir gürültüydü. Keşke cücenin nickini okuma fikrine varsaydım da size yazabilseydim, ama zabumafuyla olan mücadelemden sonra istari ruhum yorgun düşmüş ve düşünemez olmuştu.
Han'da tüm ses kesildi.
Nsfwlerini yavaşça yere düşürdü hobbitler.
Oldlar dikkatini mevzubahis hobbite çevirdi.
Cüceler meme kazmalarını kavradı.
Hatta kapıdan yeni girmiş olan Lord bile sese kulak kesilmişti.
Yavaşça sakalımı sıvazlarken aklıma nüfuz eden düşünceleri kontrol etmeye çalıştım: ''Gebze neresi amk?'' dedim içimden.
Hobbit köpürüyordu, fakat Orospu Çocuğu olduğu için değil, Gebzeli olduğunu hatırladığı için. Cüceye küfürler yağdırıyordu ama kazandığı ünvan; onun ilk hazinesi, hatta en değerli şeyi olabilirdi. Yerden küçük bir kağıt aldı ve ona bir şeyler karalamaya başladı. Kgb tüm hobbitlerini severdi, o da bunu değerli buluyordu. Küçük nsfw lisesinde tonla arkadaşı vardı, ancak bu handan adımını attığı ilk günden beri 2. bir ailesi olduğunu bilen bir hobbitti.
Elindeki kağıdı kamasının kılıfına sokmadan önce ne yazdığını az biraz seçebildim;
''Bir gün gerçek bir orospu çocuğu olacağım. Gebzeli bir Orospu Çocuğu.''
Gözyaşlarını anacığının ördüğü pelerinine silerek kağıdı kamanın yanına iliştirdi.
Oldlar asalarını alıp güven verici bir gülüşle çıktılar rising posts'tan. Ben de tam çıkacaktım ki, hancının tabelayı değiştirdiğini farkettim: ''Hot Posts''
Postu commentiyle birlikte hot posts'a çıkmıştı.
Yavaşça dışarı süzüldüm: pencereden u/kralperxx i izleyen bir hobbit vardı. Normalde hobbitler büyüyle ilgilenmez, ancak onun sadece bir hobbit olmadığını ilk bakışta farkederdiniz. Büyülü aurasını daha ilk bakışta sezmiştim. Büyücü bir hobbit mi, daha neler?!
Yanından geçerken bana pis bir bakış attı ve u/kralperxx e doğru ilerledi. Nickini ve pelerinine işlenmiş flairini okuduğumda az daha asama oturuyordum.
u/okuryusuf : Orospu Çocuğu
''Old bir orospu çocuğu mu, vay canına'' dedim kendi kendime. Gerçekten saygıdeğer bir hobbit olmalıydı. u/kralperxx in yanına vardığında kulağına bir şeyler fısıldadı ve yavaşça Lordun masasına oturdu, Lord onu gördüğüne sevinmiş ve oldların izinden giden hobbitlerin varlığı KGB köyüne ilham vereceği için gülümsemeye başlamıştı. Fakat çoğu hobbit u/okuryusuf un old olduğundan bihaberdi. Onu öğrenmeleri için chat odasının açılması gerekiyordu.
*********************************************************************************************
Bu olaydan bir hafta geçti geçmedi, ben Saruman Kgb tarihi isimli bir seriye başlayalı pek olmamışken, bir commente rastladım yine genç hobbitin yer aldığı. Birisi ''Sana neden orospu çocuğu diyorlar, durdursana şunu.'' tarzı bir şeyler girmişti. İşte o gün genç adamın kendini kanıtlama günüydü. Bar olayından çok geçmediği için daha yeri tam oturmamış, sadece bizlerin söyleyeceği, gelip geçici bir şey olacağını sanıyorduk. Ama yanında taşıdığı kağıtta yazanlar onun hayatta kalma mücadelesi olacaktı.
Kamasını çıkardı ve sözün sahibi amk newinin boğazına dayadı.
''Sanane anasını siktiğim ben *GEBZELİ BİR OROSPU ÇOCUĞUYUM*''
Daha bir hafta geçmeden ünvanına bağlılığı gözlerini kamaştırmıştı kgb halkının. Yol üstündeki birkaçımız u/kralperxx e upvotelerini vermiş, newi ise yaklaşık -10 pointse indirmiştik. Bu genç adama doğruyu yaptığını anlatmak için güzel bir yoldu.
Böylece ünvanını korumaya başlayan, eli sikinden inmeyen genç hobbit u/kralperxx yaptığı bu çıkışla kendini kanıtlamıştı, ve az daha diğer hobbiti doğruyordu amk delisi. Bu hobbitlerin sağı solu belli olmuyor harbiden. Kalabalıkta birisi kamasını aldı da zor tuttuk ufak piçi. Bundan sonra onun commentlere down atsak iyi olacak, yoksa çok gaza geliyor.
**********************************************************************************************
Bir orospu çocuğunun doğuşu da böyle oldu işte. Yavaşça asamı alıp orta dünya döşeğime geçtim, Shelobu sikmeyi bırakalı 1 hafta kadar olmuştu. En son yazdığım festivalde sikiştikten sonra ayrılmıştık, neyse ki ben Saruman metanetli bir adamdım. Kadınların gelip geçici olduğunu, en uzun süreli hatunumdan ayrıldıktan sonra bile başımı eğmemem gerektiğini daha önce de zor yoldan öğrenmiştim zaten. Belki de Lordun kutsal öğretilerini dinleyip siyahbenizli güney kadınlarını tercih etmeliydim. Dediğine göre daha vahşi oluyorlarmış, Shelobumdan bile daha vahşi. Gözleri çekik, göçmen güzeli tatlı dilli shelobumdan. Yine efkarlandık anasını satayım, bir pipo yakıp orta dünya döşeğime geçeyim en iyisi. Belki de yolda gördüğüm bir hobbitin vereceği nsfw gönlümdeki yarayı dindirmeme yardım eder. Ha ayrıca, bu u/kralperxx in ünü de handa yayılmıştı, u/praventuccari bile post açmıştı adına. u/AdarOkan ın altına attığı commentte bile agresif hobbit orospu çocuğu ünvanını korumak için üstüne atlamıştı, neyse ki mavi okları kafasına fırlatmaya alıştığımız için zararsızdı artık. İyi bir adam bile sayılabilirdi.
********************************************************************************************
Ayrıca bugün, yani tüm bunlardan yaklaşık bir süre sonra İNANILMAZ BİR ŞEY OLDU!
Lordun söz verdiği Chatroom, AÇILDI!
Postlarını gördüğüm u/karmamarma1 gibi deli orospularla tanıştım, inanabiliyor musunuz! Ayrıcı orada yeni dostlar edinmenin de keyfi bambaşka bir haz olacaktı, tüm ghostların akın etmesi de cabası tabi, her gün birilerini tanıyordunuz.
Bir de değerli adamlarla tanıştım tabi, u/corneliusvanbaerle ve u/ministerblackveil gibi bilge elfler her hafta sonu teftişe uğrar, grubun durumunu teftiş ederdi. Farklı diyarların gezginleri olan u/tlhnsrck ve u/ministerblackveil ufkumuzu açardı; Lordun son durumlarını öğrenir, u/TigrisSs in tutmamak üzere Maia lar tarafından lanetlenmiş kuponlarından da burada bahsederdik. Mesela haşmetli sikini sağa sola vurmaktan çekinmeyen bir hobbit, u/hamhumsaralop sürekli donu indirip chatrooma girer, sikiş muhabbetleri açıp dikkat dağıtırdı. Hele bir de u/kralperxx ile bir araya gelmeyedursunlar. Neyse ki u/bumbeyarag hobbitlerin kulağını çekmeye gelirdi.
Chatroom açılır açılmaz hemen post'umu attım, Kgbyi bilgilendirmeliydim. Bunu KGBnin kutsal metinlerine yazacağıma dair kendime sözüm vardı.
Ayrıca u/wingedhusser gibi çok soru sormasanız da epey şey öğrenebilirdiniz buradan, u/21120121 (bu kadar zor nick seçilir mi kabasakal) ın flairinin kökenini de buraya gelip araştırabilirdiniz. Daima 1 2 old olurdu ortalıkta.
Günler geçecek, yeni insanlar getirecekti chatroom. O günler gelene kadar bekleyeceğiz, ayrıca şu aralar tablo ve wallpaper paylaşımında bir düşüş var, ileride düzelir umarım. Şimdilik aksiyonlarımız bunlar sihirli papirüs. Seninle kısa bir süre sonra tekrar karşılaşıp yeni bir macerayı da aktarmak dileğiyle. Yeni flairler, ve banhammer kutsama töreni de kapıda gibi duruyor, hadi hayırlısı. Gidip de zabumafuyu bir yumruklayayım.
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]


Hayatta Kalmanıza Yardımcı Olabilecek 12 Pratik Bilgi ... Kamp İlk Yardım Kiti Kamp İlk yardım kiti Yarım Kalan Mucize - Türk Filmi - YouTube YARIM KALMIŞ SAKLI ŞARKILAR - YouTube İLK YARDIM NEFESSİZ KALMA Yarım Kalan Saadet  Cüneyt Arkın, Filiz Akın  Türk Filmi ... Yarım Kalan Aşklar  1. Teaser - YouTube Mustafa Ceceli - Bedel - YouTube YARDIM SİNYALİ BULDUK ! ATMAZ OLAYDIK - RUST HAYATTA KALMA ...

Yarim Kalan Asklar (TV Series 2020– ) - Photo Gallery - IMDb

  1. Hayatta Kalmanıza Yardımcı Olabilecek 12 Pratik Bilgi ...
  2. Kamp İlk Yardım Kiti
  3. Kamp İlk yardım kiti
  4. Yarım Kalan Mucize - Türk Filmi - YouTube
  5. YARIM KALMIŞ SAKLI ŞARKILAR - YouTube
  6. İLK YARDIM NEFESSİZ KALMA
  7. Yarım Kalan Saadet Cüneyt Arkın, Filiz Akın Türk Filmi ...
  8. Yarım Kalan Aşklar 1. Teaser - YouTube
  9. Mustafa Ceceli - Bedel - YouTube
  10. YARDIM SİNYALİ BULDUK ! ATMAZ OLAYDIK - RUST HAYATTA KALMA ...

Yarım Kalan Mucize; Nihan Belgin, Yetkin Dikinciler, Umut Beşkırma'nın oynadığı 2013 yıl yapımı Türk Filmidir. Yarım Kalan Mucize filminin oyuncuları; Nihan ... The incredible ibex defies gravity and climbs a dam Forces of Nature with Brian Cox - BBC - Duration: 3:53. BBC Recommended for you İLK YARDIM NEFESSİZ KALMA asm06saglik. Loading... Unsubscribe from asm06saglik? ... Solunum Yolu Tıkanıklığında İlk Yardım - Duration: 4:12. Caglar Yildirim 27,744 views. 4:12. Yılladır tecrübelerimizle gelişen ve içine sürekli bir şeyler ekleyip çıkarttığımız ilk yardım çantamızı inceledik içinde olan şeyleri gösterdik ve tavsiyelerde bulunduk ... Cüneyt Arkın ve Filiz Akın'ın başrolde olduğu 1970 yapımı Yarım Kalan Saadet filmi restorasyonlu, full HD ve tek parça olarak sizlerle, iyi seyirler! Yarım K... Listelerimizi takip etmek için; 🎵Sizinle uyuyan şarkılar : https://pc.tc/NBSd 🌸KEŞFET FM: https://pc.tc/NBSe 🌓Geceyi Gündüz Eden Şarkılar: https://pc.tc/NBSg... Mustafa Ceceli'nin, DMC etiketiyle yayınlanan 'Bedel' isimli tekli çalışması, video klibiyle netd müzik'te. Söz & Müzik: Bilal Sonses Düzenleme: Mustafa Cece... Yarım kalmış bir hayatta, yarım kalan bir aşk hikayesi 💔 İlk teaser sizlerle! ⚡ #YarımKalanAşklar ise yakında sadece #BluTV’de! 😎 @blutv @timsandb En bilindik ilk yardım tavsiyeleri ölümcül sonuçlar doğurabilir. Ölümünüze sebep olabilecek en yaygın hayatta kalma rivayetlerini ve gerçekten işe yarayan, h... rust hayatta kalma serimizde yardım sinyali bulduk ve drop çağırdık :D atmaz olaydık.Eğlenceli ve komik video oldu iyi seyirler Linkten Fortnite oyununa kayı...